Yabancı Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yabancı Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2026 Cumartesi

Tarçınlı Rolu Kitabevi//Laurie Gilmore Kitap Yorumu^^

Selamlar^^
Bu tarz kasaba serilerini sevdiğim için çıktığı gibi aldığım kitaplardan biri. Aslında sonbahar kitaplarına benziyor diye o zamana bırakacaktım ama büyük ihtimalle yeni çıkacaklarda hep o zamanın kitapları olma ihtimali olunca dedim okuyayım çıksın. Üçüncü kitap yılbaşı temalı, o hiç olmazdı.
Yazarın kalemi akıcı ama çok edebi türü olmayan bir tarzı var. O yüzden çerezlik niyetine okunulacak serilerden biri, altı doldurulan bir şey değil açıkçası.
İlk kitap güzeldi ama erkek karakter çok sinirdi, resmen trip atan kadınlar gibiydi.
Burada da mevzu biraz garipti, nedeni devamında.



Sıradan hayatından sıkılan Hazel, bir gün Tarçınlı Rulo Kitabevi’nde bir kitabın sayfaları arasına gizlenmiş esrarengiz işaretler keşfeder. Önce bunun ne anlama geldiğini anlayamaz ama ipuçları peş peşe belirmeye başlayınca gizemin izini sürmeye karar verir. Tek sorun, bu macerada yalnız başına ilerleyemeyeceğidir.
Yakışıklı ve girişken balıkçı Noah, maceraya her zaman hazırdır. Üstelik aylardır hoşlandığı tatlı kitabevi çalışanı ondan yardım istiyorsa, bu gizemin peşinden gitmek daha da heyecan vericidir!
Hazel’ın kalbinde aşka yer yoktur… ya da en azından öyle sanır. Fakat Dream Harbor sokaklarında adım adım ilerleyen bu gizemli serüven, onu ve Noah’yı bambaşka bir keşfe sürükleyecektir. Ve aralarındaki kıvılcım, fırından yeni çıkmış tarçınlı rulolar kadar sıcaktır…


Hazel kasabının kitapçısından çalışan biridir. Arkadaş çevresi ve ailesi sebebiyle kasabada kalan Hazel hayatından memnundur ama yaşının otuza gelmesiyle hiçbir şey yapmaması onu çok üzmektedir.
Bir gün kitapçıda hasarlı kitap ve alıntıyı görünce yapmak ister.
O sırada sürekli kitapçıya gelen balıkçı Noah bu alıntıları görür ve ona yardım teklif eder.
Hazel'in en yakın arkadaşları Noah'ın kendisinden hoşlandığını söyler. Hazel her ne kadar olmaz dese de zamanlar Noah ile vakit geçirdikçe işler değişir.
Karakter için ne desem bilemiyorum. Oğlanı hem istemiyor hem bir hata yapsa hemen küsüyor, trip atıyor falan filan.
Bir de çok masum yaa daha ilk buluşmada oğlanla neler yaptı neler. Sorsan kız bir de utangaçsın haaa :D


Noah yıllar önce ailesinin baskılarından dolayı evden kaçar. Sürekli aile özlemi çekse de onları hayal kırıklığına uğrattığını düşündüğü için kasabadan ayrılamaz. Bu sürede kitapçıda görüp hoşlandığı Hazel için bir şeyler yapmak, onunla zaman geçirmek ister. İşte bunu isterken ayağına gizli notlar çıkar ve bir anda Hazel ile beraber bir gizemli olaya atılan Noah işlerin farklı olacağını düşünmese de içten içe Hazel ile bir şeyler yaşamak ister. Her gizli alıntıdan sonra Hazel ile buluşan Noah geleceği hakkında neler olacağına kafa yorar.
Noah iyi hoştu ama bir kusuru vardı, oğlan Hazel'den beş yaş küçüktü.
İnanın bunu sürekli dile getirmeselerdi Hazel'den çok daha büyük derdim. Hayır yani böyle bir karakter yazacaktın ne diye küçük yazdın. Oğlan sürekli şey diyor kıza, yaş sadece bir sayı. Eee öyleyse ne diye oğlanı küçük yazdın? Bu konu cidden cam sıkıcıydı. Yaş farkını sevmem, erkek karakterin çok daha küçük olanını okumakta çok rahatsız edici.
Bunun dışında Noah çok tatlı bir karakterdi, Hazel hak ediyor muydu, o tartışılır işte.
Son kısımlarda Hazel'in triplerine iyi dayandı valla.


Diğer karakterlerden birinci kitapta olan çiftimizide arada okuduk. Sonra devam kitaplarda olan çiftleri de. Mesela bir düşmandan aşka hikayemiz var, o nasıl olacak çok merak ederken yayınevi gitti yılbaşı özel diye diğer kitabı çıkardı(Bence o üçüncü kitap değildi çünkü).
O da büyük ihtimalle dördüncü kitap olarak çıkacak gibi.
Yılbaşı kitabından önce çıkarsa okurum inşallah, bakalım.

Yazarın kalemi için baştan akıcı demiştim, çerez niyetine ama o kadar çok smut var ki gına geldi okurken. Hiç adam gibi konuşmayan kişilerin iki görüşmeden abuk subuk şeyler yapmaları nedir ya?
İş neden sadece duygular değil de direkt cinsellik oluyor? İşte bu yüzden bu tarz yabancı kitapları sevmiyorum. Oğlan zaten kızdan hoşlanıyor, kızda bu hoşlanmanın farkından ve ona göre davranıyor ve o da bir şekilde hoşlanıyor. Neden yani hemen başka şeyler oluyor.
Bir de kitapta, kısacası kasabada o kadar çok abuk subuk çiftler vardı ki acaba kitap ya da kasaba sadece bunun üzerine yazılmış dedim. Hayır çok istiyorsan bunları kitaplara dahil etmeyi o zaman git direkt bunu yaz ne diye başka çiftleri buna dahil ediyorsun.

Yazarın kalemi gerçekten çok güzel diyemem, okunuyor mu evet. Çok aman aman olaylar olmasa da karakterlerin az da olsa yaşadıkları zorlukları ya da ruhsal olarak sıkıntıları okumak bir yerde güzel ama gerisi duygudan yoksun gibi.
Bu kitapta beklentim şuydu, Hazel kasabada mahsur kalmıştır ve birazda olsa nefes almak için kitaplardaki alıntıları yapar ve maceralara atılır. Ama tam tersi çok saçma alıntılardı. Atıyorum sahilde otur diyor. Yani otuz yaşına haftalar kalmış ve macera bu mu? :D
Macera tarzı olsaydı bence kitap daha güzel olurdu ama diğer konular gibi yazar bunu da becerememiş.





Kitaba Puanım 5/3,5^^



Alıntılar^^^


“Bir kitap getirmişsin.”
“Elbette getirdim.”
Onun yüzündeki memnun sırıtışa karşı koyamayan Noah’ın ağzının kenarı kıvrıldı. “Elbette.”
“Her zaman önlem amaçlı bir kitap taşırım.”
“Neyin önlemi olarak?”
“Görmek istediğim insan işiyle çok meşgulken, onunla
konuşmak için beklemek zorunda olmamın.”


*****


Eğer geçen sene ona, düzenli olarak beş yüz sayfalık kitapları hızla bitireceğini söyleseydiniz, buna asla inanmazdı. Ama bunları seviyordu. Hazel’ı görmek için zayıf bir bahane olarak başlayan alışkanlık, gerçek bir şeye dönüşmüştü.


*****


Sana kazara âşık oldum çünkü sen kibarsın, tatlısın, eğlencelisin ve benim için mükemmelsin; esasen sorumsuz bir ahmak olduğum hâlde umarım bir gün sen de beni sevebilirsin?
Yoksa acaba yavaş yavaş mı ilerlemeliydi?
Belki sadece, nasılsın?
Ya da seni özledim?
Ya da ne okuyorsun, bana ondan bahset?


*****


“Kesinlikle evet. Tabii ki aşığım. Çok uzun zamandır aşığım, Hazel, öyle ki ne zaman başladığını bile bilmiyorum. Seninle daha çok zaman geçirebilmek için o kitabevindeki her lanet kitabı okumaya hazırdım.”






Yeni yazılarımda görüşmek üzere^^
Sevgiyle kalın^^






30 Ağustos 2025 Cumartesi

Ebedi Rekabet//Rebecca Ross Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Çok merak ettiğim kitabı sonunda okudum ve sonunda yorumunu yazıyorum. :) Yabancı okurlar arasında popüler olan, sonunda bizde de çıkınca baya bir sevildi. Tabii ben de ikinci ve son kitap çıkınca okumaya başladım. İlk olarak kitabın tasarımı HARİKAAA, bu tarz üzerinde çok düşünülmüş, kitaplıkta olmasını istediğimiz tasarımlara hayranım. İşte bu seride tam olarak öyle, bir de bizde yan boyamalı çıkarmışlar ki BAYILDIMMM
Kitabın içeriği fantastik gibi dursa da değil, daha farklı. Aslında öylede ama değil de. Ne bileyim karışık. Detaylar yorumumum devamında^^



İki rakip gazeteci büyülü bir yolla birbirlerine âşık olduklarında, kaderlerinde korkunç bir savaşa göğüs germek vardı… Birlikte.
Yüzyıllardır uykuda olan tanrılar yeniden savaşmaya başlamıştı…
On sekiz yaşındaki Iris Winnow’un tek amacı ailesini bir arada tutmaktı. Tanrılar uğruna savaşmak zorunda kalan abisi cephede kayıpken ve annesi üzüntüden kendini kaybetmişken Iris’in en büyük hayali Oath Gazette’te köşe yazarlığına terfi etmekti…
Ne var ki Iris’in abisine yazdığı mektuplar gazetedeki rakibi, yakışıklı ama bir o kadar da soğuk Roman Kitt’in eline geçince aralarında beklenmedik, büyülü bir bağ oluşacaktı.
Daktilolarıyla birlikte mistik bir savaşın ortasına sürüklenen ikili, insanlığın kaderi ve daha da önemlisi aşk için verilen mücadeleye dayanabilecek miydi?



Iris abisinin savaşa gidişini halen daha kabullenemez ve verdiği sözü de tutamaz. Annesinin abisinden sonra kendine gelmemesi, eve para getirmemesi sonucu çalışmaya başlayan Iris ünlü bir gazetede yazılar yazmaktadır. Bir kaç ay çalışıyor olsa da çokta bir rakibi vardır ve kazandığı an baş yazar olacaktır. Ama zamanla yaşadıkları ve her şeyin üst üstte gelmesiyle artık bir karar vermesi gerekmektedir.
Bu süreçte büyükannesinden kalan daktilodan yazdıklarını gardıroptan atıp kaybolunca abisine gidiyor umuduyla sürekli yazar ve sonunda karşılık alır ama abisi değildir.
Iris'in cesur halini ama yeri geldi mi içindeki o korkuyu okumak güzeldi ama ne zaman biri elimi bırakma dese başlarına kötü bir şeyin gelmesinden gına geldi. Azıcık akıllı ol kızım, mevzu şimdi o mu bu mu?
Sürekli kafasından uydurup buna inanması ve erkek karakterimizin burnundan getirmesi yine beni dellendirdi ama yine de sonraki olanlarda kendisine çok üzüldüm ya. :(
İnşallah devam kitapta saçmalamaz. :/

Roman çalıştığı gazetede baş yazar olmak için çok çalışmaktadır çünkü dişli bir rakibi vardır. Onu yenmek ister ama gözlemlediği zamanlarda Iris’in bir derdi olduğunu düşünür.
Bir gün gazeteden ayrıldığını duyunca aslında Iris’e karşı bir şeyler hissettiğini fark eder ve kendisine zorla dayatılan şeyleri reddeder.
Fazla detay vermek istemiyorum, spoiler olur çünkü. Sadece kitabın en en en iyisiydi diyebilirim.
O kadar tatlıydı ki ve her şeyden vazgeçmesi, fedakarlığı, aşkı… Daha ne anlatabilirim ki, okuyun tanışın kendisiyle.
Son zamanlarda okuduğum en tatlı karakterlerden biriydi. Iris’in sürekli suçlamalarına rağmen sevgisinden bir gram eksilmemesi ve bu konuda cesaretli oluşu çok tatlıydı ve okurken diğer şeyler değil de bunun gibi bir karakter okuduğum için mutluyum derim. :)


Diğer karakterlerden Iris'in sonradan olan arkadaşına bayıldım, hem hayatı hem de cesaretine hayran kaldım. Umarım ikinci kitapta da görürüz. :)
Bir de başka karakterler vardı, yazarlar bunlar olmadan kitap yazamadığı için onları eklemişler. O yüzden kendileri hakkında pek yazacağım bir şey yok. Asıl olayı öğrenene kadar sevmiştim kendisini ama öğrendikten sonra işler karıştı. Yani çeviri vs hatası değildi.
Iris'in abisine aşırı kızdım, annesine de. Iris'in kendini feda etmesine de üzüldüm açıkçası. Sonradan olanlara zaten sıkıntılıydı, nede diyorsun ama işte hayal ürünü.

Karakter mevzusu bittiğine göre asıl mevzuya gelebilirim.
Kitabın kapağından klasik bir konu olarak anlıyorsunuz ama savaşı başlatan tanrılar ve savaşta da sürekli abuk subuk şeyler ortalıkta dolanıyor.
Şimdi kitapta şuna anlam veremedim. Fantastik bir kitapta eğer savaş varsa ve o savaşta güçleri olanların arasında geçiyorsa eğer sadece gücü olanlar savaşır. Burada tanrıyla halk savaşıyor. Şaka diyeceksiniz ama gerçek. :D Bir sürü yaralı asker geliyor, karşılıklı bir çatışma var tabii ama bir anda ortaya çıkan canavarlar ile korunan yerlerde bir bir dökülüyor. Bu nasıl savaş?
Hadi tanrılar arasında, o zaman diğer tanrıda ortaya çıksın.
Burada bir tutarsızlık var zaten, ben de bundan anlam çıkarana kadar aslından yazarın önceden bookstagram olduğunu öğrendim. Yalan olmasın ama okumuştum bir yerde, işte ondan sonra o hissi hissettim. Acemiliği. Yine de güzeldi, çoook muhteşemdi, harikaydı diyemiyorum ama güzeldi gerçekten.
Neyse, savaş mevzusunda gelecek olursam, bence o kısım çok acemice yazılmış. Resmen askerlere pisi pisine gönderilmiş gibi. Şimdi düşünün, öyle canavarlar var ki bir anda iç organlarınızı mahveden bir bomba gibi bir şey atıyorlar ve o saniyede etkileniyor ve ağzınızdan kan vs geliyor. Bunu askerler değil canavarlar yapıyor. Şimdi bundan sivil bir asker nasıl kaçabilir? O yüzden savaş mevzusu saçmalamış ki zaten belli bir yerlerde savaş oldu ve olduğunda da ortalık karıştı. O yüzden kitap fantastik bir kitap mıydı, yoksa savaşı kapsayan bir kitap mıydı anlamadım gitti.
Umarım ikinci kitapta bunu fark edip daha mantıklı yazar yazarımız. :D


Kitap biter bitmez hemen gidip ikinci kitabın konusuna baktım ve şok. Zaten fena bir son yazılmış, neler olacak diye aşırı merak ediyorum. O yüzden hemen ikinci kitabı aldım, hem de çok uyguna.
Kısa zamanda okumayı düşünüyorum, zaten iki kitaplık bir seri(en sevdiğim, en sevdiğimmm)
O yüzden arayı fazla uzatmaya gerek yok ama inşallah birinciden daha güzeldi(umarım)
Akıcı, kısa bölümlü bir kitaptı. Bir oturuşta elli, yüz sayfa okuyorsunuz. Benden hızlıysanız bir bakmışsınız kitap bitmiş. O derece yani.
Bu tarz seviyorsanız şan verebilirsiniz. :)
Not: Kitabın tasarımına hayran kaldım. Genel görş karton kapak daha güzel ama hayır ciltli daha güzel. Zaten kenar boyama vs. harika, harikaaa :)



Kitaba Puanım 5/4^^




Alıntılar^^


Ama ikimizin arasında sihirli bir bağ olduğunu düşünüyorum.
Mesafelerin bile koparamayacağı bir bağ.


*****


"... Gün geçtikçe her şey daha da karanlık bir hal alacak. Bu karanlıkta iyi bir şey bulunca ne yaparsın, biliyor musun? Ona sıkıca tutunursun. Sonunda hiçbir önemi olmayacak şeyler için endişelenerek vakit kaybetmezsin. Aksine, o ışık için risk alırsın. Ne demek istediğimi anlıyor musun?"


*****


Onu hayal görüyormuş gibi izledi. Ama sonra gerçek içini titretti.
O yakışıklı yüzü nerede görse tanırdı.
Roman Cozutmuş Kitt.


*****


"...İşte o zaman peşinden gelmeye karar verdim. Babamın benim için planladığı hayatı, seninle birlikte olamayacağım o hayatı istemiyordum."




Bir yorum daha biter^^
Başka yorumlarda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^










28 Mart 2025 Cuma

Yalnızlığın Kara Laneti//Brigid Kemmerer Kitap Yorumu^^

 Herkese selam^^
Hayırlı Ramazanlarınız olsun, şu an bunu yazarken Ramazan ayındayız, inşallah Ramazan bitmeden paylaşırım. :D Şu cümleyi yazdıktan sonra aradan birkaç gün geçti bile. :D Diyorum ya anca yazıyorum, paylaşıyorum falan.:/
Gelelim kitaba, seriyi yıllar önce almıştık, son kitabı da aldık ama ikinci kitap sürekli basım sıkıntısı yaşadığı için kaç senedir daha yeni alabildik. Eee almışken, bir de Çirkin ve Güzel uyarlaması olunca aklımı çeldi. O yüzden okumaya başladım.
Evet güzeldi, akıcıydı ama beklediğim gibi değildi. Tabii beklentimde yüksekti, ondan de beklediğimi bulamamış olabilirim. :)



Âşık ol, laneti boz.
On sekizinci yaşının sonbaharını tekrar tekrar yaşamaya lanetlenen Kordiyar veliahtı Prens Rhen, bir kızı kendine âşık edebilirse laneti kolayca bozabileceğini sanmıştı. Fakat önüne çıkan herkesi ayrım yapmaksızın parçalayıp öldüren bir canavara dönüştüğünde, işinin o kadar da kolay olmayacağını çabucak anlamış, sonunda kendi kalesini, ailesini ve umudundan geriye kalan son kırıntıyı da yok etmişti.
Harper için hayatta hiçbir şey kolay olmamıştı. Uzun süredir ortalarda görünmeyen babası, ölüm döşeğindeki annesi ve serebral palsisi nedeniyle devamlı kendisini küçümseyen abisi Harper’ı ayakta kalmak için sert ve dayanıklı olmaya mecbur etmişti. Ancak bir gün sokakta saldırıya uğrayan bir kadına yardım etmek isterken kendini bambaşka bir dünyada buldu.
Laneti Boz, Krallığı Kurtar.
Harper nerede olduğunu ve neye inanacağını bilmiyordu. Prens mi? Lanet mi? Canavar mı? Harper, Rhen’le vakit geçirdikçe asıl tehlikenin ne olduğunu anlamaya, Rhen de Harper’ın, baştan çıkarması gereken sıradan bir kız olmadığını fark etmeye başlayacaktı.
Fakat Harper’ı, Rhen’i ve ülkedeki herkesi Kordiyar’ın esiri olduğu lanetten kurtarmaktan daha fazlası gerekecekti.


Yıllar önce babasının bulaştığı kötü adamlar yüzünden kardeşinin yaptığı işi kollamak için beklediği sırada zorla götürülen kadına yardım etmek ister ama yapan adamla kendini bir anda çok farklı bir yerde bulunca ne olduğunu anlayamaz.
Birkaç kere kaçma girişiminde bulununca buradan çıkma ihtimali olmadığını anlar ve kaderine razı olur.
Kulede sadece prens ve komutan vardır. Canavarın ünü sebebiyle kulede kimse kalmamıştır ama bunların yanından garip şeyler olmaktadır.
Harper'ın ilk baştan hemen olaya adapte olması çok saçmaydı. Sonuçta geldiğin yer çoook farklı ve kafayı yemiş olabilirsin. Hiç bunları düşünmeden ilk kaçmak istedi, sonradan hemen alıştı, sorgulamadı.
Yani neden böyle saçma bir şey oldu anlamadım ama sonradan yaptığı fedakarlıklar, Rhen için yaptıkları çok güzeldi.
Sevdim kendisini yani. :)


Rhen, yıllar önce yaptığı hata sebebiyle ailesini kaybetmiş ve lanetlenmiştir. O günden sonra sürekli döngüler olur ve bir sürü kızı kule getirmişlerdir ama bir türlü kızları kendine aşık edemez. Son şansı ise Harper'dır.
Bildiğimiz masaldaki çirkin kendisi. Bu zamana kadar sadece laneti bozmak ister ama Harper'ın yaptıklarından sonra halkının tek kaldığını fark eder ve onun için bir şeyler yapmak ister.
Rhen sürekli başlarda nasıl kibirli olduğunu anlatıp, sonrada o kibrinden hiçbir şey kalmaması ve halkını düşünmesi o kadar güzeldi ki. Yani kitabın belki de kilit noktası, güzel tarafı buydu diyebiliriz.
Devamında neler olacak, çıkan sırlardan sonra ne gibi kararlar verecek merak konusu. O olay zaten başlı başına derin bir mevzu.

Diğer karakterlerden komutanın bir ara aşk üçgeninin içine girecek diye korktum, umarım diğer karakterlerden bir şeyler olur ki yani bundan sonra Harper kimi seçecek mevzularına giremeyiz artık.
Ve komutanın en sonra yaptıkları kafa karıştırıcı, neden böyle yaptı sorularının cevabı devamında olacak gibi.
Kitapta en sevmediğim şey ise Harper'ın kardeşi. Yani güzelim kitabın içine neden edersiniz ki. Tamam şöyle bir üstünden geçti tamamdır, bir anda kitabın devamına dahil oldular. Gerek var mıydı diye sorarlar adama? O yüzden puan kırdım, normalde farklı bir puan verecektim ama bunu hak etti. İnşallah devamından görmeyiz, lütfen yaniiiiiiii.


Fantastik olarak çok ahım şahım değildi tabii ki ama öyle sürekli yenilenen yemekler, müzik çalan salon ve sonradan dönüşen canavar mevzusu güzeldi.
Beni çok fazla yükseltmedi kendine ve tek kitapla her şey bitebilirdi, çokta devam etmeye gerek yoktu yani. Bir yüz sayfa daha ekle bitsin gitsin.
Şu an devamını okumak istersem sırf Harper ve Rhen arasından olanları merak ettiğimden okurum ama belli de olmaz, bakmışım hiç seriye devam etmiyorum. :D Bu aralar o kafadayım nedensiz. :D
Akıcı oluşu çok güzeldi ama bazı yerlerinden o kadar hatalar vardı ki tekrar tekrar okudum. Artık yazardan mı yoksa çeviriden mi bilemiyorum ama bir sıkıntı vardı.

Çok yormayan fantastik istiyorsanız tam sizlik, hem uyarlama seviyorsanız bu da güzel olur ama bu konu sebebiyle beklentiniz çok fazla olmasın. Ben çok fazla bir Çirkin ve Güzel mevzusu göremedim, öyle evrilseydi kitap daha mı güzel olurdu ne. Ve devamını okumasam da keşke devamındakilerde farklı masallar uyarlaması olabilirdi, ilgide çekebilirdi yani.
Kısacası okumak isterseniz yorumum böyle, karar size kalmış^^




Kitaba Puanım 5/3,5^^




Alıntılar^^



"Demir Gül büyülü değildir."
"İyi. Nedir öyleyse?"
"Lanetli."


*****


"Sana aşık olmayacağım," dedi.
Söyledikleri şaşırtıcı değildi. İçimi çektim.
"İlk olmayacaksınız."



*****


Elbette son şansım beni hakir gören ver her fırsatta yeni bir sorun çıkaran bir kız olacaktı. Öne atılan her adım, geriye iki adım gitmeye yazgılıydı.



*****


Bu, tüm döngülerin en acımasızı gibiydi, bana yanımda duracak kadar cesur bir kız bahşedilmişti ama geri dönmek istediği bir evi ve ailesi vardı.





"Kendine bir şey almadın."
"İhtiyacım olan bir şey yok." Zaman hariç.






Bir yorumun daha sonuna geldik, başka yorumlarda görüşmek üzere^^
Sevgiyle kalın^^



Buralarda da varım^^







22 Şubat 2025 Cumartesi

Efsane//Lauren Asher Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Yılın kötü kitabını da okuduğumuza göre okuma savaşları başlasın!!!:D 
Evet çok merak ettiğim, okumak için heyecanlandığım kitaplardan biriydi kendisi. Evet Son Aşkım kitabıda düşük puan aldı ama o hayal kırıklığı oldu, kötü değildi ama bu kötüydü. :D
Yazarın diğer serisini okudum, Dreamland Milyarderleri. O seriyi severim, oradaki konular, işleyiş vs sebebiyle bu kitabı çok merak etmiştim, hatta daha yeni aldım sayılır ve hemen okudum.
Ama işte gelin görün ki beklentim yerlerde, yerlerdeeeee :D
Kitabın konusu Formüla 1 ve bu yüzden beklentim daha da artmıştı. Beklenmedik Koşullar kitabında da çok geçmişti ve yazar öyle bir anlatmıştı ki dedim tamam çok güzel yazmıştır.
Evet o kısımları güzel yazmış ama işte geri kalanlar kötü. Yani başka bir şey daha diyeceğim ama ortada bir emek var değil mi. O yüzden fazla ileri gidemeyeceğim. :/ :D


Maya
Noah Slade çiçeği burnunda bir Fomula 1 efsanesiydi.
Dikkatli. Ulaşılmaz. Pistte ve pist dışında acımasız.
Etrafına aşılmaz duvarlar örmüş bir adamdı.
Ve abimin yeni takım arkadaşıydı.
Hayatımda kötü adam kılığındaki bir prensten çok daha fazlasına ihtiyacım vardı.
Ben mutlu son arzusu duyarken o kendi sonunu getirmek istiyordu.

Noah
Maya Alatorre benim için yasak bir kadındı.
Uzak durmam gereken hırslı bir YouTuber’dı.
Kurdeleye sarılıp kapıma bırakılmış bir kaostu.
Birlikteyken, patlaması tek bir yanlış harekete bakan saatli bir bomba gibiydik.
Düzeneği bozarak tutku ve acı içinde onunla birlikte patlamak istiyordum.
Çünkü şehvette ve savaşta her şey mübahtı.


Maya okulundan mezun olduktan sonra yeni anlaşma yaptığı şirketle tura çıkacak abisiyle dünyayı gezip, vlog çekmek ister. Abiside kendisine şans getirdiği inandığı için yanından bir dakika bile ayırmaz. Bu sırada çektiği vlogların yanında şöhreti çokta iyi olmayan Noah ile sürekli karşılaşır.
Abisi bile ondan uzak durmasını isterken sürekli ona çekilirken bulur.
Maya zeki bir karakterimiz, abisine olan desteğine hayran kaldım ama arkadaşlar bu kadar masum olduktan sonra gidip sektörün en kazanova adamına da çekilmezsin yani. Sürekli görünce ay bana bir şeyler oluyor deyip orada bayılıyor neredeyse sdfghjkl
Son kısımda hak verdim kendine, yani söylese işler karışacak ama işte olayda olmak zorunda.


Noah F1 yarışmacılarının en iyilerinden biridir. Babasının baskılarına rağmen iyi olmaya çalışan Noah sektörde başarısı kadar kadınlarla arasında da adı çok fazla ve sıkça geçer. Skandalları yokturdur ama yine de adı hiçte iyi anılmaz.
Rakip olarak gördüğü kişinin kendi ekibine katılmasını öğrendikten sonra kendince onunla hesaplaşmak ister ama rakibinin kardeşini görünce işler karışır.
Tam bir kazanova bir adamdı.
Yani bu tarz karakterleri yazıp, sonra hemen aşık edip sanki öncesinde hiçbir kızın kalbini kırmamış(onlar kendileri istiyor denir hep) gibi yapılıp el üstünde tutulmasına aşırı kıl oluyorum.
Yani o kızlar eğlenilecek(abartılı şekilde) bu kız hemen evlenilecek kız diye ayrım yapılması çooook kötüydü. Yani bu detay hakkında ne yazsam olmayacak, bence siz anladınız.
O yüzden bu karakter hakkında benden olumlu bir yorum beklemeyin.

Diğer F1 yarışmacıları da aynı halttı mesela. Bir tanesi var(isim vermeyeyim) o da Noah kadar kötü kadınlar hakkında. Ama onun için yazılan kadın karakterimizde aynı şekilde sert ve o da biraz uçarı. Bak onlar bir yerde uyumlu olabilir ama bunlar.
Hazır sırası geldi ben seriye devam etmeyi düşünmüyorum, tek usturuplu biri vardı Maya’nın abisi işte onun kitabı çıkarsa okurum.
Bir tek o adam gibi adamdı. Yani illa ki kaçamakları olacaktır, sonuçta F1 yarışmacıları değil mi? Bir de yabancı yazar. Ama karakter olarak gerçekten beyefendi biriydi.
Onu sevdim. Kızın ailesinide sevdim ama oğlanın ailesi. Yeminle dayaklıktı. Tek üzüldüğüm yer burasıydı Noah’a karşı.
Bir de bir sahne vardı, o kısımda biraz heyecan geldi kitaba derken yine esas çiftimizin mevzularına(sevgililik) geri dönüş yaptık.


Yazarın diğer serisinde de smut vardı ama böyle yok bakışlarımız kesişti yanıyorum, ayy ne kadar kazanovada olsa onu görünce bana bir şeyler oluyor diye karakterler yoktu. Konular daha güzeldi. Yani konu F1 olduğu için mi bu kadar belden aşağı düşünceler ortaya çıktı.
Bakın diğer kitaplarda da smut vardı ama onlarda en azından altı dolacak konular vardı.
Yani karakterimizin acıları, geçmişleri falan baya etkileyiciydi ama bunda.
Abisine olan desteği dolayısıyla çok sevdim ama bel altı düşünceler, Noah'ın sürekli kadınlarla düşüp kalkması cidden iğrençti.
Hele kızla konuşma yapıyorlar, sonrasında yaptığı. Burada kızın gururu olsaydı hemen üstüne atlamazdı.

Ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Yukarıda da dediğim gibi seriye devam etmeyi düşünmüyorum, belki abinin kitabını alırım ama diğerleri okumaya değer karakterler değiller açıkçası. Yani karakteri geçtim konuları okudum ilgimi çekseydi belki okurdum ama onların bile albenisi yoktu ne yazık ki.
Bu arada bu kitabı merak etmemin nedeni Beklenmeyen Koşullarda erkek karakterimiz ve kardeşleri sürekli F1 izliyordu, orada bir aşka gelmil F1 için dedim yazarın bu kitabı çoook güzel olur ama fıs çıktı ne yazık ki.
Smutsuz kitap kalmadı neredeyse, zaten bunu bilerek alıyoruz bizde ama sürekli karakterler birbirleri hakkında bel altı düşüncelere girmesinden tiksindim. Eskiden vardı bunlar, hiç sevmezdim. Uzun zaman sonra böyle bir kitap okumak hoşuma gitmedi, inşallah daha denk gelmez. :/



Kitaba Puanım 5/3,5^^




Alıntılar^^^


İnsan kötülerden kurtulmak için uğraştıkça onlardan birine dönüşüyordu.


*****


Midemde çalkantılı bir kıskançlık hissi dönüp duruyordu. Onu abisinden kıskanmak... bu da yeni bir tür eziklikti.


*****


Sevdiğin insana yardım edememek hayatımın en berbat hissiydi.







Bir yorumda böylece biter, başka yorumlarda görüşmek üzere^^
Sevgiyle kalın^^







Buralarda da varım^^





22 Ağustos 2024 Perşembe

Aşık Erkekler Gizli Görevde//Lyssa Kay Adams Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Yazarın bu serisinin birinci kitabını okuyup çok sevememiştim. Tamam konu farklı ve erkeklerin kitap okuması çok tatlı ama birincide olan kadın karaktere aşırı sinir olmuştum, hatta devam etmeyi bile düşünmüyordum ama üçüncü kitabın çıkmasıyla ben bu seriyi tamamlarım dedim. Nedeninin üçüncü kitabın kapağına bakarak anlayabilirsiniz. :D
Hazır çıkan kitapla seriyi tamamladım okuyayım dedim. İlk olarak söyleyebilirim ki bu kitabı birinciden daha çok sevdim. Kadın karakter yine sinir ediyor bizi ama birinci kadar değil. :D



Nashville’in en popüler restoranında pasta şefi olarak çalışan Liv Papandreas rüyalarının işine sahiptir. Ancak bu meşhur restoran sadece bir paravandır: Liv, görmemesi gereken bir olaya şahit olduktan sonra işinden kovulur. Genç kadın intikam almaya yemin eder. Ancak eski patronunu alt etmek için yardıma ihtiyacı vardır.
Bazen gerçek hayat kurgulardan daha iyidir.
Ne yazık ki bu yardım, Liv’in bir türlü anlaşamadığı Braden Mack’ten gelir. Karizmatik gece kulübü girişimcisi, Liv’in eski patronunu ifşa etme planına ortak olur. Fakat genç adamın bu yardım için takviye çağırması gerekir: Kitap kulübünün üyeleri gizli göreve hazırdır.
Okudukları romantik polisiyeden esinlenen kitap kulübü, patronunu devirmesi için Liv’e destek olur. Fakat Mack’ten gizledikleri başka bir görevleri daha vardır: Liv’in kalbine giden yolu bulması için ona yardım edeceklerdir.

Liv çalıştığı restoranda çok iyi işler çıkarır ama şefi ve patronu olan iş vereni ne yazık ki iyi bir insan değildir ve o gün de hiç şanslı gününde değildir. Tanıdık biri yüzünden işinden kovulunca görmemesi gereken şeyleri görür ve adama kin besleyip, intikam almak ister.
Bu sırada aklından dahi geçmeyen biri ona yardım edecektir.
Liv Aşık Erkekler kitap kulübü üyesi olan Gavin'in baldızıdır. Ablasının evliliğini kurtardığını gördükten sonran şehirden az uzak olan bir çiftlikte kendine ait ufak bir evi kiralar ve orada hem yaşar hem de çiftlikle ilgilenir.
Çiftlik mevzusu çok tatlıydı,Liv'in büyükanne sevgisini bir şekilde tatmasını çok anlamlı buldum. İlk kitapta kendisine acayip kıl olmuştum ama burada son kısım hariç genelinde haklı olduğundan sevdim de diyebiliriz.
Kızma sebebini yorumumum devamından yazacağım. :)


Mack kitap kulübünde kitapları en çok ciddiye alan kişidir. Bir gün gittiği restoranda tanıdık bir simayı görünce ona yardım etmek ister ama gelin görün ki işler sarpa sarar.
Bar gibi mekanları işleten Mack yakında restoran açmak ister ve Liv'in orada çalışmasını ister ama işler hiçte umduğu gibi gitmez.
Mack bu aşkta en çok çabalayan olmasına şaşırmıyorum, çünkü yazarın erkek karakterlerle bir alıp veremediği var asdfghjkl
Mack'in bir sırrı var ama yaşadıklarını okuduğunuzda bu sırrı söylememesi ya da tam olarak söylememesine o kadar hak verdim ki.
Yazar erkek karakterlerden çok hoşlanmasa da(bana göre) çok iyi aşık erkek yazıyor. O son kısımda kurtarma operasyonu çok iyiydi. <3

Aşık Erkekler kitap kulübüne hayran kalmayan var mı? Düşünsenize erkekler tolnmış, romantik kitaplar alıp okuyor ve hayatlarına yansıtıyorlar. Bence çok iyi. O kitaplar sayesinde hayatlarını ve aşk hayatlarını değiştiriyor. Böyle kitapları eşinize, sevgilinize önerin okusunlar. :D
Kitap çerezlik, öyle edebi değerden çok eğleneceğiniz kitaplardan biri, o yüzden çok beklenti içinde başlamayın.
Bunun dışında beklediğim intikam güzel alındı ama ben başka bir şekilde olur demiştim, biraz yavan kalmıştı ne yazık ki. Yine de yapılan yapıldı ve intikam alındı. :D


Sonuna kadar karakterleri, olayları sevdim, yani okurken eğlendim ama son kısımda o sır mevzusunda Liv bence abarttı. Yazar biraz kaos olsun demiş ama bu olmamış bence. Mack zaten söylemek istese senelerdir tanıştığı insanlara söylerdi ama Liv'le olanlardan sonra diyor ki neden yalan söyledin. Mack'in yaşadıkları çok zor ve bunu kendine bile anlatamıyor.
Nasıl daha oratada belli bir şey olmayan kişiye anlatsın ki?
Tamam sonradan aklı başına geliyor ama o kısımdaki tripleri hak etmedi.
Bu kısım haricinde kitabı genel olarak sevdim, devamını daha çok seveceğimi düşünüyorum.

Nefretten aşka kitaplarını okumayı seviyorsanız şans verebilirsiniz. Bir takipçim seriden bağımsız okuyabilir miyiz demişti. Evet okunabilir, tamam birinci kitaptan çok az bahsetsede spoiler olacak bir şey yok.
O yüzden hangisini alırsanız ondan başlayın. :)
Bu arada seri beş kitaptan oluşuyor, bizde şu an ilk üç çıktı. Yayınevi hızlı çıkarıyor, o yüzden kısa sürede seri tamamlanacak gibi.
Kitapta sevdiğim şeylerden biri abuk subuk şeylerin olmaması gibi, hatırladığım kadarıyla imada bile bulunulmamış. Çoğu kitapta olduğu için bulamayınca seviniyoruz.
Ve son uyarımızı yapalım, kitapta yetişkin içerik bulunmaktadır. Diğer kitaplara göre abartacak kadar değil ama var. Bunu bilerek okuyunuz. :)


Kitaba Puanım 5/4^^


Alıntılar^^

"...İyi adamlar başka yöne baktığı için kötü adamların paçayı sıyırdığı olduğuna inanıyorum."


*****

Kadın omuz silkti. Bu evet demekti. Aptal herif. Erkekler, kadın denen lütfu hak etmiyordu.


*****

"Hadi,"dedi Mack tezgahtan uzaklaşarak.
"Sana kitap koleksiyonumu göstereyim."

Alıntıya not: İşte bir erkekten beklediğimiz cümleler asdfgh


*****

"Ben sadece aklbi olan bir adamım," dedi Mack, tekrar ona dönerek.
"Adım ister Braden Mack olsun isterse Braden McRae. Ben sadece kalbi olan bir adamım ve sen kalbimi kırıyorsun."




Başka yorumlarımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^


















3 Ekim 2023 Salı

Bridget Jones'un Günlüğü//Helen Fielding Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
En son yaptığım yorumdan sonra dedim bir kaç gün bloga zaman ayırayım ama bilin bakalım ne oldu. :/ Hasta olup iki gün yattım ve şu an bile halsiz bir şekilde yatıyorum. :/
Ama bir yerden sonra başlamalı diyerek oturdum yeniden yorum yazmaya.
Aslında bir sürü dizi yorumum var ama ondan önce kitap yorumlarımı halledeyim unutmadan, diziler fotoğrafta falan aklına geliyor ne yazacağın ama kitapları unutuyorum. :D
Gelelim kitabımıza. Bridget Jones'u tanımayan çok azdır. Yıllar önce filmlerini televizyonlarda görüp sevmiş, eğlenmiştik. Kış içerisinde Pegasus Yayınlarının büyük indirimden kapmıştık seriyi, gerçekten çok uyguna geldi üç kitap.
Ondan sonra aşırı merak eder oldum, hatta filmini izlemeden önce okuyayım dedim ama olmadı ilk filmi izledim.
Aslında filmi az buçuk biliyordum ama izleyeli seneler olmuş herhalde sonunda neler oluyor vs. hiç hatırlamıyorum. O yüzden filmi izleyip, kitabı okudum ve büyük hayal kırıklığı yaşadım aaa dostlar. Neden böyle oluyor yaa, büyük beklenti içinde olduğum kitaplarda neden sınıfta kalıyor??? :/



Modern insan ilişkilerine dair kafanızı allak bullak edecek bir eleştiri mi? Çekirdek ailenin ölümüne ironik, trajik bir bakış mı? Yoksa siniri bozuk, otuzlarında bir kadının karman çorman deli saçmaları mı?
Bridget Jones'un Günlüğü, Bridget'ın lanetli kişisel gelişim sürecine ışık tutan korkunç derecede bilinçli, kendi kendini ti'ye alan harikulade bir günlük. Bridget, bu gelişim uğruna bir yıl süreyle kendini her bir kalçasını 4 santim inceltmeye, haftada en az üç kere spor salonuna gitmeye ve sorumluluk sahibi bir yetişkinle ilişki kurmaya adıyor. Teknolojiyle barış ilan ediyor.
Malum yılın sonunda, toplamda 20 kilo kaybediyor ve 25 kilo alıyor! Ama ne yapıyor? İyi niyetinden asla hiçbir şey kaybetmiyor. O başına gelenleri günlüğüne yazdıkça siz de elinizde olmadan gülmekten katılacak ve dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca okur gibi kendinizi, "Bridget Jones benim!" diye haykırırken bulacaksınız!


Bridget 30 yaşına gelmiş bekar bir kadındır. İş hayatı eh işte olmasına rağmen çalışmaktadır ama ilk hedefi bir sevgili bulmaktır. O sıralar patronu ile internetten(msn gibi bir şey) konuşmaya başlar ve işler tam da istediği gibi gider tabii patronunun gerçek yüzünü görene kadar.
Bunun yanında ailesinin yeni kararlar alması ve ilginç bir şekilde uygulaması Bridget'ı sıkıntıya sokar. Bir de annesinin ve onun arkadaşlarının Mark Darcy'ye ayarlama mevzusu vardır ki onu hiç istememektedir.
Bu tarz kitaplarda karakterlerde mantık aramayın üzülürsünüz, hatta karakterleri bırakın kitaplarda mantık aramayın. Bridget'da öyle. Kitap günlük olduğu için o tarz yazılmış ve Bridget'ın sürekli kilo, içtiği sigara, alkolü ve kalorisini yazdı ama o kadar absürt bir mevzu ki bugün 57 kiloyla iki gün sonra 55'e iniyordu asdfghjkl
İnanılır gibi değil yaaa, gerçekte yok bu yaaa. :D İki gündür hastayım, yediklerimin kalorisini hesaplasak üçlü sayılarda kalır ama kilo vermemişim asdfghjk İşte mantığı burada aramıyoruz. :D
Sevgili konusunda Daniel'e nasıl güvendi yaaa, filmde daha iyi bir karakter gibi duruyordu. Kitapta ne istiyor, ne istemiyor belli değil ve Bridget'ın bi telefon etse de buluşsak modundaydı. :P
Karakteri sevip sevme mevzusuna girmeyeceğim burada, sadece çatlak ama sonunda doğru yolu bulan bir karakterdi, Alkışşşş


Diğer karakterlerden Mark ve Daniel hakkında yazacak çok şeyim yok. Mark zaten Bay Darcy'i anlatıyor, yazar orada bir kalbimizi çalıyor tabii. Daniel bildiğimiz erko işte, sevilmez bir tip. İkinci kitapta&filmde neler olacak merak konusu.
Ama Bay Darcy mevzusunu çok sevdim, hatta yazar sonunu resmen Gurur ve Önyargı'ya benzetmiş, en sevdiğim^^
Güzel miydi oralar, evet ama mevzusunun gelişmesi yine mantıksız asdfghjkl
Yani okuyanlar bana hak versin lütfen. :D
Anne ve babası hakkında ne yazsam olmayacak, biraz üşengeç olduğumdan atlıyorum buraları. Bir de spoi veremem şimdi. Sadece Allah düşmanımın başına bile böyle anne vermesin diyorum asdfghjkl
Arkadaşlarına hiç gelmiyorum, çünkü kim kimdi, hangisi daha yakın, hangisi daha uzak bilemediğim için bir zaman sonra isimlere çok dikkat etmedim. Hatta anlatım biçimi öyle değişikti ki 'burada ne diyor şimdi bu' deyip durdum. -_-

Kitaba hevesle başlayıp, hayal kırıklığı olduğunu başta yazmıştım. Evet, ben daha böyle film gibi eğlenceli, akıcı bir kitap bekliyordum ama arkadaşlar kitap akmıyordu resmen. Hani bu tarz kitaplar bir oturuşta akar gider yaa bu yok yani. Yazarın kalemi gerçekten ağır. Beklediğimi bulamadım.
Bir de yarıdan fazlasından sürekli Daniel'i okumak gına getirdi, ne zaman ki mevzuya Mark girdi ortam güzelleşti. Ama buna rağmen sevemedim, olmadı. Günlük olduğu için tabii ki böyle olmalı, neyse ki diyalog falanda vardı ama sürekli içmesi, içmesi ve yine içmesi baydırdı beni.
Olumsuzluklar bu tarz kitaplarda hep vardı ama bunda çok daha fazlaydı.
Filmle aynı olan yemek mevzusu çok güzeldi. İşten ayrılmada ben filmi tutuyorum, çünkü orada Daniel'ın ağzının payını veriyor. Burada bir an geri dönecek diye korktum. :D


Beklentimi karşılamadı, film cidden güzeldi ve onu çok sevdim ama kitap tırttı diyebilirim. İkinci kitaba sadece Mark için beklentiye girebilirim. Şu an bunu yazarken devam kitapların konularına baktım da çokta beklentiye girmeyeyim. Hele o bebek mevzusunda hiç mi hiç. Yani şu an öyle bir hayal kırıklığı yaşıyorum ki belki de kitaplara devam bile etmem. Offfff



Kitaba Puanım 5/3^^



Alıntılar^^


Neden? Neden? Herkes romantizmin zaten bir işe yaramadığını bilirken neden tüm dünya romantizm yaşamayan insanları aptal gibi hissettirmeye çalışıyor?





Aslında anlamlı yerler vardı ama çok uzun olduğu için eklemedim. :)
İşte bu kitaplarında sorunu bu, çok sevemiyorsun ama çok anlamlı yerleri oluyor. :D



Buralarda da varım^^