Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2026 Çarşamba

İtalyan Usulü Aşk//Pınar Gencal Kitap yorumu^^

 Merhabalar^^
Yılın ilk kitabıyla karşınızdayım^^
Evet yeni yıla hem romcom hem de Türk bir yazarla giriş yaptım ve kitabımız çok güzel. İnşallah devamında okuduğum kitaplarda güzel olur^^
Aslında hemen okumak gibi bir niyetim yoktu ama tam gözümün önünde olunca dur dedim buna başlayayım. Ne zamandır Pınar Gencal okumuyorum. Konuda güzel, kalemi de akıcı.
Okuduktan sonra aslında Türk yazarlarımız neden böyle romantik kitaplar çıkarmıyor yaa. Çok imrendim bu kitabı okurken valla.



İnci, babasından kalan Gömeç’teki zeytinyağı fabrikasını ayakta tutabilmek için var gücüyle çalışmaktadır. Buna rağmen şirket neredeyse iflasın eşiğine gelince hiç istemediği halde gizemli İtalyan Dante Delfino’nun ortaklık teklifini kabul eder. Fakat işler hiç de beklediği gibi gitmez.
Bu iki zıt karakterin birlikte çalışması kolay olmayacaktır. İnci, ufak tefek görüntüsü, ateş kızılı saçları, tuttuğunu koparan bağımsız iş kadını kimliği ve okumaktan vazgeçemediği romantik kitaplarıyla Dante’nin daha önce karşısına çıkan hiçbir kadına benzemez.
Dante ise İnci’ye yıllardır hissetmediği, ertelediği, belki de kaçtığı o duyguyu yeniden hissettirecektir:
Aşkı…


İnci ailesini kaybettikten sonra nesillerdir sürdürdükleri zeytinyağı fabrikasını yıllarca ayakta tutmuştur. Ama yeni ve ucuz fabrikalar, rakipler çoğalınca işleri zora girer ve alıcılar kapılarda bekler.
Kuzeninin arkadaşı sayesinde taa uzaklardan, İtalya'dan bir adamla görüşmek için anlaşınca sadece ürün satacağını düşünür ama iş başka yollara girer.
İnci'nin her şeyi bir kenarı bırakıp hayatını sadece işine adaması hem üzücü hem de takdir edilesiydi. Ve Dante konusunda böyle çıt kırım olmaması çok güzeldi. Zaten Dante tam bir odundu, ne yapsın kız onu yumuşatmak için kendi ilkelerinden mi vazgeçsin?
Son kısımda yaptıklarına hak verdim, ne de olsa birileri hak etmişti. Hatta biraz daha süründürebilirdi. ;)


Dante çok odun bir karakterdi, İnci'ye evet sert davrandı ve eninde sonunda bazı şeyleri fark etti ama o bildiğiniz İtalyan erkekleri gibi değildi. Gerçi biz ne biliriz İtalyan erkeklerini ama en azından böyle romantik, düşünceli ve kibar birini bekledik. Tabii kibardı, düşünceliydi ama işte siz anladınız yaa o bildiğiniz erkek karakterler gibi değildi. :)
Ve geçmişinde yaşadıkları zormuş gerçekten ve İnci'yi de tanıdıkça aslında onunla kalbinin yaralarını sarmaya çalışır. Bu kısımlar gerçekten çok güzeldi.
Ama nedense bu karaktere fazla bağlanamadım, çok sık okumadım ondan mu bilmiyorum ama aşırı soğuk olması ve İnci'ye olan aşkının bir türlü ne olduğunu anlamamamız bir garipti. Bu da karaktere olan yaklaşımımızı değiştirdi. Ben şeyi seviyorum, kıskanç erkek, birkaç olaydan sonra az da olsa ilgi duymasın. Bu resmen bir odundu. :D


Diğer karakterlerden İnci'nin arkadaşı Onur, kuzeni Merve ve babaannesini çok sevdim. Favori karakterim babaannesi. :) Öyle her gelişmeye açık olan, tam biri teknoloji hastası olan babaannem olmasını isterdim ama ona kablosuz kulaklık alamazdım. :D
Onur başta her şeye çok karşı gelince dedim hayırdır yani, ne alaka? Bir de ikinci erkek mevzusu çıkmasın başımıza ama neler oldu neler. Gerçi ben az çok anlamıştım ama tam tersi de olabilirdi. 
Başta kuzeni hakkında da garip izlenim vardı ama o da değişti. Yani kitapta sevmediğim esas karakter yoktu.
Tabii bir de Dante'nin ailesi. Hepsi çok tatlıydı, kendilerince sıkıntıları vardı ve bir şekilde düzelmesi çok güzeldi ve bunu kim başardı buyurun tahmin edin. :)


Kitaptaki İtalyan sahneleri çok güzeldi. Sanki oradayım gibi. Yazarın bir ara takip ediyordum, kendisi kesin gidip görüp yazmıştır. Hem gitmese de çok güzel anlatmış.
Bu tarz kitapları seviyorsanız bence eğlenirsiniz.
Yazarın kalemini seviyorum, Aşk-ı Gurur kitabını ayrıcıa çok seviyorum. Kendisi Gurur ve Önyargı kitabının uyarlaması ve İstanbul'da bir adada geçiyor.
Onu en çok öneririm ama bu da onun kadar güzeldi.
Biraz daha uzun olmasını isterdim ama, çiftimize ne yazık ki doyamadım ya.
Şimdi diğer kitap Roma ben geldim kitabını almak istiyorum. Oradaki karakterlerde burada vardı ama hikayeleri ne bilemiyorum. O yüzden merak ediyorum.

Yazar şu aralar kitap yazmıyor gibi. En son bu kitabı çıkardı ve bu da seneler oldu. Yazsa çok hoş olur aslında. Umarım yorumum denk gelir ve yazmaya devam eder. :) Güzel haberlerini bekliyorum.
Benim gibi hem Türk yazarları hem de romantik kitapları seviyorsanız aradığınız o kitap bu.
Severek okudum ve sizlere de öneriyorum.
Sadece Aşk-ı Gurur kitabı aksine bunda az da olsa yetişkin içerikler var. Smut yok ama az da olsa var. Bunu da not olarak düşmek istedim. :)




Kitaba Puanım 5/4^^




Alıntılar^^



"Bu ortağın yemin ederim insan değil!" diye iç geçirdi. Dante babaannemle tanışırken babaannem bile hafiften kikirdemeye başladı. Ailenin tüm kadınları olarak hepimiz Dante'ye salak salak sırıtıyorduk.


*****


Gerçek hayatta eğer yolunu kaybedersen sana geri dönebilmen için ekmek kırıntıları bırakacak birileri yoktu. Ya yolunu bulursun ya tamamen kaybolursun. Yoluma devam etmem gerekiyordu, etmeliydim.


*****


Sıcağın değerini üşüdüğümüzde, ışığın değerini karanlıkta, tokluğun değerini aç kaldığımızda, mutluluğun değerini acı çektikten sonra anlıyorduk.







Bir yorumda böylece biter^^
Yeni yorumlarda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^






30 Aralık 2025 Salı

Hiç Bitmeyen Masal//Stephanie Garber Kitap Yorumu^^

 Merhabalar^^
Yılın son ayında nasıl ve ne kadar kitap okuyacağımı şaşırdım. Hedefi arşa(bana göre) çıkardığım için hedefi tamamlama derdindeyim. :D Uzun zamandır fantastik okumuyordum, bu seriden de azıcık korkuyordum açıkçası. Sonu kötü bitme ihtimali var gibi sanki, tabii olmayabilir ama olabilirde. :D O yüzdendir okumak için acele etmedim ama kitap öyle bir sonla bitti ki şok oldum.
Kitap harika, harikaaaa^^
Tamam halen daha korkuyorum ama öyle bir kitap yazmış ki yazar hemen üçüncü gelebilir mi lütfen dedim. 1000 Kitap'ta yorum yapanlar daha erken okuduğu için henüz üç çıkmamış, nasıl bekliyorlar anlatamam. Ben şanslıyım, kitap elimde. :D
Birinci kitabı okumadıysanız devam etmemenizi öneririm, birinci kitaptan spoiler var çünkü.



Caraval serisinin sihirli evreninde geçen lanetli bir aşk masalı Kupa Prensi’nin ihanetine uğradığında Evangeline Fox, bir daha ona asla güvenmeyeceğine yemin etmişti. Hem artık kendi büyüsünü de keşfetmişti, Prens’in ondan çaldığı mutluluğu kendi bulabilirdi. Fakat ne yazık ki, işler hiçbir zaman sizin planladığınız gibi gitmez. Şimdi Evangeline, korkunç bir lanet yüzünden yine Kupa Prensi ile ortak olmak zorunda. Hatta bu sefer güvenebileceği tek kişi de o. Yeni düşmanlar, eski arkadaşlar ve hem akıllarla hem kalplerle oynayan sihirlerle dolu muhteşem bir macera. Her zaman kalbinin sesine güvenebilir misin?


Eva kocasının büyü yüzünden baygın yatmasını Kupa Prensinin onu kandırmasından sonra olduğunu öğrenir. O yüzden Kupa Prensinden nefret etmeye başlar ve güvenmez. Kocasının uyanması ve krallığı başa geçmesi gerekmektedir. Bu yüzden büyüyü bozmak için her yolu dener ama tek çaresi Kupa Prensidir.
Eva'nın şu mutlu son zırvasından usandım. Bu yüzden sürekli Jacks'e güvenmemesi, her şeye bir kulp bulması baydı gerçekten. Tamam kendince haklı, adam bunu kandırıyor ama sürekli mutlu son demesinden gına geldi yani. Al senin olsun o sondan sonra mutlu son, çok mutlu olursun şimdi. Yılın en sinir olduğum karakteri sen olabilirdin eğer bazı yerlerde mantıklı şeyler yapmasaydın.


Jacks hakkında ne yazsam ki bilemiyorum. Herkes Tella’yı unutmadı diyor ama bir sahnede öyle bir şey söylüyor ki, okuyanlar hep yanlış anlamış. Bence olması gereken kişi olmadığından onu yapmak istiyordu ama tabii onu yüzden de Eva’nın yaptıkları işleri sarpa sarıyor.
Kısacası Jacks ne çekiyorsa Eva’nın akılsızlığından dolayı çekiyor.
Devam kitabından neler olacak bu yüzden merak ediyorum.
Doğrusu ben seriye Jacks yüzünden başladım ama maşallah adamı hiç okuyamadık iki kitaptır. Şöyle her yerden çıkan bir Jacks bütün saralarımızı sarabilirdi ama biz oturduk Eva’nın mutlu sonuna nasıl gideceğini okuduk.


Kitapta hiç ummadığımız kişilerden yardım alıp, ihanete uğruyoruz. Tabii ki isim vermiyorum ama şaşırttı mı? Hayır, fantastik kitaplarda farklı bir şeyy beklemiyorum açıkçacı. O yüzden yapılanları, yardımları vs haklı buldum.
Spoiler olmasın diye çok şey yazamıyorum ne yazık ki.
Sadece Eva bir yere gidiyor, orası o kadar güzeldi ki sonranda olanları yaparken hiç mi kalbiniz kırılmadı beee dedim.
Tabii yine bununda altından Eva çıkıyor. Bu ne zaman adam gibi yardım edecek kitaba yaa, hep dert ya hep dertttt asdfghjklş
Onun dışından Eva’nın o çok koruduğu kocasının başına gelenler. Bıraksaydınız kendisine yaa, sonradan yaptıklarının hiçbir izahı yok arkadaş. Nalet gitsin böyle karaktere. :D


Şöyle ufaktan bir spoiler verip sonra yorumu sonlandırayım. Kitabı ne kadar sevsemde diyorum ya ne desem spoiler olacak. Aklımda kalan son 20-30 sayfada kitap uçtu zaten, aklımda kalanlarda onlar olunca diyorum yaa yazacak bir şey bulamadım.



-spoiler başlangıcı-

Şimdi bu Eva olacak karı sürekli mutlu son dedi durdu gitti mutlu sonunu resmen çöp etti. Jacks diyor yaa geçmişe gidip değiştireceğim şet Tella’nın gerçke aşkım olmasını engellemek. Bunu neden istiyor? Tella’dan önce Eva’yı bulmak ya da kendini Eva’ya saklamak için. Çünkü yaşananları Jacks hatırlayacaktı. Ama Jacks gitti Eva için kullandı, kocası olacak o boyu posu devrilesi adamda geldi hafızasını sildi gitti. Şuraya güzel bir özlü söz yakışırdı ama yakışmaz bana. O bütün güzel sözleri! Hak ediyor!
Hemen üçüncü kitabın konusuna ve başlangıcına baktım, bu akıllı Eva kocasının yanında uyandı diye çok mutlu. Offf aşırı merak ediyorum ama mutsuz sonsa(Tella mevzusu bitmediği sürece) ne yaparım bilmiyorum. Jacks her türlü mutlu sonu hak ediyor.


-spoiler sonu-


Kitapta bazı sırları öğrendik sayılır ama halen daha ortaya çıkmamış bir sürü şey var. Yazarın kalemi çok akıcı, seviyorum hem kitaplarını hem kalemlerini. Ama bu kavuşturmama ya da çiftlerin sahneleri az yazmasına aşırı kıl oluyorum. Caraval serisinde de aynısını yapmıştı. Yazarımızın erkek karakterle bir alıp veremediği var bence.
O yüzdendir Jacks kesinlikle mutlu sonu hak ediyor.
Kitabı okumaya başladığımda kısa sürede bitiririm dedim ama birkaç güne biter diye düşünmedim ki yeri geldi bir günde sadece 10 sayfa falan okudum. Gece azıcık okuyup yatarım dedim, baktım az kaldı bitmesine, heyecanlı da devam ediyor hop bitirdim. Bu kadar akıcı işte kitap. :)
O yüzden kesinlikle öneriyorum ve her yaştan okuyabilirsiniz. Yetişkin içerik yoktur. ;)




Kitaba Puanım 5/4^^



Alıntılar^^



Evangeline genelde, Sonsuza dek mutlu yaşarlar, derdi. Onca badire atlattıktan sonra çoğu karakterin bunu hak ettiğine inanıyordu.


*****


Kupa Prensi'ni hiç öpmemişti ama onunla pazarlık yapmanın da ölümcül öpücüğünden farksız olduğunu öğrenmişti; sihirli ve son derece yıkıcı.


*****

Oysa şimdi aşkın sürekli yeni düşmanların ortaya çıktığı ve bitmeyen çatışmaların yaşandığı bir savaşa benzeyip benzemediğini düşünüyordu.


*****


"Beni hala sadece bir araç olarak mı düşünüyorsun?"
"Seni hiç düşünmemeye çalışıyorum."


*****


"O zamandan beri, öptüğüm her kız öldü, biri hariç. Ve o kız sen değilsin."


*****


Ama Evangeline aşkın mantıklı olanını değil, hissedebildiği, içinde mücadele etme isteği uyandıran ve imkansızı oldurma umudu yeşertenini istiyordu.







Diğer yazılarımda görüşmek üzere, sevgiyle ve sağlıcakla kalın^^











23 Aralık 2025 Salı

Deli Divane//Nehir Erdem Kitap Yorumu^^

 Merhabalar^^
Bu yaz sonu arkada ses olsun diye izlediğim Türkçe yaz dizisi sayesinde aldığım kitabı sonunda okudum. Evet, evet o dizi İnadına Aşk. Yıllar önce yayınlanan ama kıymeti bilinmediği için kısa sürede yayından kaldırılan güzel dizi. İşte o diziyi izlemeye başladıktan sonra bir yerde kitabın aynı İnadına Aşk'a benziyor dedi. Hemen sepete ekleyip aldım, uygundu da o zaman. Hatta ben dayanamadım gittim yazarın diğer serilerini de aldım. Meğer bunlar bağlantılıymış, gittim ikinci el başka kitabını aldım. Kısacası aldım da aldım. :D Ama gittim Deli Divane kitabından başladım, meğer asıl kitap Huysuz ve Ruhsuz kitabıymış. Onu da sonra okuruz artık, azıcık spoiler yedik ama idare ederiz artık. :D



"Susmadığın her an, seni öperek susturacağımı söylemiştim Yeliz! Ve bunu yapmaktan asla çekinmeyeceğimi biliyorsun, aksine bu bir zevk olacak..." Bir yanda Karadeniz gibi bir adam: Hırçın, öfkeli, mert… Diğer tarafta başına buyruk bir deli kız: İnatçı, sevimli, çenebaz… "Benim ilk aşkım sensin Memet... Kalbim ilk defa sana attı ve Allah şahidimdir en son yine sana atacak..." Ve doludizgin giden bir aşk: Karadeniz kadar hırçın, yaylalar kadar özgür, İstanbul kadar tutkulu…


Yeliz yeni ayrıldığı işinden sonra ailesi ile vakit geçirmek isterken bir anda abileri kendisini gaza getirip önemli bir anlaşma için il dışına gönderir. Orada işleri halledip hemen dönmeyi düşünürken bir anda odun patronlar denk düşünce işler karmakarışık olur.
Yeliz tam bir Defne'ydi. Onun gibi çok konuşuyoruz, onun gibi çok güzel seviyor ve dibine kadar gururlu. Hemen gaza gelip başka bir ile gitmesi ve hemen her şeye inanması aşırı komik ve bazen saç baş yolduruyordu.
Ama Yeliz'e çok üzüldüm, en çokta çooooook sinir olduğum yerde.
Sonradan çektiriyor birilerine ama istediği kadar çektirsin umurumda bile değil. O hiçbir şeyi hak etmiyordu.


Mehmet, Trabzon'un en iyi otellerini işleten Mehmet yakın zamanda yapacağı yeni yer için bir inşaat şirketiyle çalışması için yetkililerle görüşmek zorundadır.
Sürekli bozulan arabasıyla yolda kaldığında, oraların halkından olmayan, sinirli bir kızla tanışır. Baştan onunla eğlenmek isterken bir anda kendini ona kaptırmış olarak bulur.
Keşke kaptırmasaydı.
Malakas Mehmet, yaptıklarından sonra ne yaparsa yapsın hiçbir şeyi hak etmiyordu. Salak sadece özür dileyecekti ama halen daha beni anla, ben özür dilemem ama seni anlıyorum falan filan dedi durdu. Yani kitap romantik olduğundan illa ki mutlu sonla bitmesi gerek ya bir yerden sonra işler düzeldi ama, amaaaa yeminle sinirim tepeme çıktı da çıktı.
O yüzden Mehmet hakkında güzel bir şey yazamayacağım.

Diğer karakterlerden Yeliz'in yaylada tanıştığı arkadaşının kitabı yok, onunda ilişkisini okumak isterdik am yazar gösterdi ama okutmadı. :D Onlar daha iyiydi sanki. Yazarın kitapları çok karışık, o yüzden hangi kitap neyi anlatıyor bilmiyorum.
Yeliz'in abileri İnadına Aşk dizisindeki Toprak ve Çınar gibi ama değil de. Çünkü burada Yeliz İstanbul'lu, Mehmet Trabzon'lu.
O yüzden abiler daha açık fikirliydi ki zaten bazı şeylerde yapılmış gibi gibi. Orası aşırı saçmaydı yaa, ne gerek vardı? :D

İlk olarak yazar watty'nin o en meşhur zamanında yazdığı o kadar belliydi ki, yani argodan geçilmiyordu kitap. Tamam bir yere kadar dayanılırdı ama her yerde de olmaz arkadaşlar. Bir de bu karadeniz yaylasında kalan nenelerin hepsinin mi ağzı bozuk olur be?
Hem çok komikti hem de aşırı rahatsız ediciydi. Bir de aşırı rahattı yaa, o kadar çok açık seçik konuşuyordu ki yeter dedim be yeteeeer -_-
Zaten nenemize çok kızdım, torunundan bir farkı yoktu, başta dedim tamam nenede bizden ama sonra bir şey dedi beni benden aldı.
Torununun kime çektiği belli.


Kitabı o hatayı bir şekilde daha güzel şeye bağlayıp, en azından özür dileseydi tamam der kitaptan aşırı keyif alırdım ama o kısımdan sonra cidden kitap istediği kadar baş yapıt olsun ama yok yani o olay beni kitaptan aşırı soğuttu?
Peki neden yarım bırakmadım?
Çünkü malakas Mehmet sonlara doğru özür dilemedim, zaten kitabın bitmesine az kalmıştı.
Yani bakın o mevzuyu halen daha atlatamadığım için kitabın güzel olan yerlerini yazmıyorum bile.
İnadına Aşk'a benzemesi çok güzeldi mesela, tamam onun gibi değildi ama okuduğunuzda aa bak burası diziye benziyor diyorsunuz. Bu çok güzeldi. Eğer malakas Mehmet malakaslık yapmasaydı kesin kitaba tam puandan bir eksik verebilirdim bile, sonradan güzel sevdi mesela.
Evlenme olayları da çok güzeldi.

Kitaba genel yorumum böyle, o kısma kadar sevdim derken kitap tam tersi oldu. Yani bu ahlaka bile tersken yazarın böyle yazması aşırı saçma geldi bana. Neden yani neden böyle bir sahne yazıp sonunu saçmalığa bağlarsın. Bir de bir kadının bu kadar argo yazması hiç hoş değildi.
İnşallah diğer kitapları bunun gibi değildir.
Ve yazara aldanmayın, kitapta smut sahneler vardı. Ona ayrı şaşırdım. Tamam İnadına Aşk'a baktığımızda kitap normal geliyor ama o zaman çok nadirdi böyle yazmak.
Şimdi yazmazsan kitabın çıkmaz.




Kitaba Puanım 5/3^^




Alıntılar^^


“Harika…”
“Güzel…”
“Kapa kapıyı…”
“Çıkarsan kapı’ycam…”
“Bırakırsan çıkıcam…”
“Tutan mı var?”
“Var…”
“Kim?”
“Gözlerin…”


*****


"He he yaladım yuttun, birak birak... Şimdi sakun ağlama...
Ben tek başina bir bombayum. Sen tek başina bir bombasun. Şimdi bi düşün... Senlan ben bir olursak n'olur?" Kıkırdayan Yeliz yanaklarını kaşındıran yaşlan silerek sordu.
"Ne olur benim tontişim?"
"Deli misun kızum? Ortalukda toz duman kalmaz, savrulur. Sonra bi bakmişuk bizum uşak uçayi havada fir fir tir..."




Başka yorumlarda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^








17 Aralık 2025 Çarşamba

Çikolataca Konuşur Musun?//Cas Lester Kitap Yorumu^^

Merhabalar^^
Normalde böyle kısa, çocuk ya da klasik kitaplara yorum yapmıyorum. Bunları Instrada paylaşıyorum ama bu kitaba özellikle, kısada olsa bir yorum yapayım dedim.
Yıllardır, kimden aldığımı bilemediğim kitap kitaplıkta duruyordu, konusu hoşuma gidiyordu ama sırası gelmiyordu. Sonunda, Bülbül Kapanının yanında okuyayım dedim. Hızlı okunan, çocuklar ve gençler için on numara kitaptı.



Jaz, okulun yeni öğrencisi Nadima sınıflarına geldiğinde çok sevinmişti. En sonunda bir sıra arkadaşı olacaktı. Tek sorun Nadima’nın tek kelime bile İngilizce konuşamamasıydı. Nadima Suriye göçmeniydi. Jaz kısa sürede Nadima ile iletişim kurmanın bir yolunu bulur: Çikolata!  
Jaz, arkadaşları ve ailesiyle ilişkilerinde; disleksi olduğu için de bazı derslerinde zorluklar yaşayıp hatalar yapsa da bu durumu düzeltmek için daima çaba gösteriyor. Nadima ile arkadaşlıklarında onları farklı kılan değil birleştiren şeyler üzerine yöneliyor.  
Ailesiyle birlikte Suriye’deki iç savaştan botlarla kaçıp İngiltere’de bombalardan ve silahlardan uzakta yeni hayatına uyum sağlamaya çalışan Nadima ve Jaz’ın çok özel dostlukları okuyucuları gülümsetirken bazen de savaş ve mültecilik gibi hassas konular üzerine düşündürecek.  
Çikolataca Konuşur Musun? arkadaşlığın dilinin kelimeler değil anlamlar olduğunu ve farklı diller konuşmanın, farklı kültürlerden gelmenin arkadaşlığın önünde engel olmadığını gösteren sımsıcak bir arkadaşlık hikâyesi. 


Çocuk kitabı olduğu için çok fazla karakter detayı vermeyeceğim. Yani klasik yorumlarım gibi olmayacak.  Jaz tam yaşına göre okul hayatı ve arkadaş dertleriyle uğraşırken sınıfa yeni öğrenciye yardım etmek ister. Çünkü yeni öğrenci İngilizce bilmiyordur. Jaz’de bir şekilde iletişim kuramaya çalışır ama hem sınıftaki arkadaşların söyledikleri yüzünden bocalar hem de nasıl iletişim kuracağını bilemez. O yüzden o da çikolata vererek arada bir arkadaşlık başlatır. Nadima ise bilmediği bir ülkeye, okula ve sınıfa girince bocalar ama Jaz ile tanıştıktan sonra bir şekilde yeni yaşamına adapte olur.
Ama başlarına neler gelir neler.
Burada bazı kısımlarda Jaz’i o kadar iyi anladım ki ona yapılan haksızlıkta bile onun kadar sinir oldum.
Mesela bir stand açıyorlar, hemen gelip ceza veriyorlar. Ya bi uyar, bir de ki yapamazsınız. Yazar böyle bir müdüre yazmayı neden istemiş anlamadım.
Bu sadece tek vukuat değildi, sonrasında soy ağacı mevzusunda da Jaz haklı olmasına rağmen yine uyarısı çok saçmaydı. Bu yüzden Jaz’in yalnız kalmasını o kadar iyi anladım ki okurken cidden delirdim.
Sonra iyi göstermeleri çokta umurumda değil açıkçası.


Jaz disleksi, bunun üzerinde durması ve iyi taraftını göstermesi çok güzeldi. Bu konuda sıkıntı çeken herkesin bu kitabı okumasını öneririm.
Bir diğer şey ise Nadime’nin göç etmesi ve yaşadıkları.
Şu an dünyada olan o kadar olaylardan sonra o kadar anlamlı geldi ki kitap iyi ki şimdi okumuşum dedim. Bu yüzden de herkese öneriyorum.

Kitapta geçen Türk lokumu, onun yapılışı ve sonda onunda tarifini vermesi çok tatlıydı. Dostlukları çikolata ile başlayıp, Türk okumu ile mühürlenmiş oldu.
Sadece biraz daha Nadime’ye ne oldu öğrenmek isterdim. Devamındaki gelişmeleri merak etmedim değil.
Kısacası severek okuduğum, bazı yerlere kızdığım ama genel olarak anlamlı bulup, sevdiğim bir kitap oldu. Ve iyi ki şimdi okumuşum. :)



Kitaba Puanım 5/4^^




Alıntılar^^


Arabada cadde  oyunca giderken diğer evlere baktım ve bunun garip olduğunu düşündüğümü hatırladım. Onlar da herkes gibi sıradan bir caddede, sıradan bir evde yaşayan sıradan insanlardı. Ama herkes gibi değillerdi, değil mi? Nadima'nın hikayesi sıradan değildi, değil mi?
Ve kimse bilmiyordu.







Yeni yorumlarımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^









8 Aralık 2025 Pazartesi

Bülbül Kapanı 2//Loresima Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Askeri kurgu sevmeme sebep olan serinin yan serisi olan Bülbül Kapanının ikinci kitabını sonunda okudum. Geçen senelerde seriye başlamıştım, ne yalan seriyi Gökçen evereni gibi bekledim ama tam bir mafya kitabıyla karşı karşıya kaldım. İlk kitabın yorumunu okumak için burayı tıklayınız^^
Bundan sonra spoiler olacağı için sadece birinci kitabı okuyanlar okusun.
İlk olarak birinci kitaba göre daha iyiydi, en azından çiftimizin arasından bir şeyler başlıyor artık ve kitap daha da güzelleşiyor.
Ama bu tarz kitaplar bana göre değil ya cidden. :/


Savaş kaçınılmaz olduğunda tüm beyazlar siyaha dönmeye mahkûmdur. Büyük bir savaşın ortasında kalan Ahuzar ve Timur’un hayatlarındaki tek beyazlık; kalplerine düşen küçük bir kıvılcımken harlanarak büyüyen sevdalarıydı.
Geçmişe gömülen acılar büyüyen sevdalarıyla gün yüzüne çıkarken kalpleri bir gül tomurcuğu gibi açıyor, kurşunların arasında ikisi de onu büyütmeye çalışıyordu. Ama düşman, sessiz ve sinsi; sırlar ise beklenenden daha büyük ve derinken ölüm Timur’un adında, Ahuzar’ın ise hayatında saklıdır.

Ahu en sevdiği, can dostu atı kadifenin başına gelenlerden sonra bir süre kendine gelemez. Gerçekleri bilmesine rağmen Timur'un ortaya çıkmasından korkan Ahu her şeyi içine atar. Bu sürede de kralşan rahat durmaz ve yine, yeniden sürekli yanına çağırır ama bu sefer kız kardeşi ile birlikte, bu da Ahu'yu daha da çıkmaza sokar ama en son yanından kovan Timur artık sadece onun için intikam alacağını söyler ve yapmaya başlar.
Ahu'ya ilk kitapta aşırı kızmıştım ama şimdi gerçekler ortaya çıktığı gibi kadın ne yapsın diyorsunuz. Öyle nalet bir herif var ki karşılarında. Yok böyle kötü bir karakter, zaten bu tarzı sevmiyorum bir de bu kadar kötü karakterin olması sinirlerimi bozuyor.
Neyse efenim, son kısımlarda olaylar olaylar ama arkadaşlar bazen Ahu'nun benciliği beni benden alıyor. O son kısımda herkes hedefken sadece kardeşini düşünmesi kırıcıydı.
Onlar dışında ne yapıp edip Timur'un yanına gitmesi çok tatlıydı, bir de o ayakkabılarla. Kadın tam bir ikon. :D Gökçen ile çok iyi kanka olur bunlar, ahh ben o sahneleri okuyacak mıyız acaba???


Timur geçmişten dolayı yanında kimseyi istemezken usul usul yüreğine işlenen sevdanın sonunda farkına varır.  İşte o fark edişle beraber artık Ahu onun koruması gereken tek insan olur çıkar. Bu saatten sonra her yeri yerle bir edecek, Ahu'yu korumak için elinden geleni yapacaktır.
Timur yine bildiğiniz gibi, hem çok sessiz ama sessizliğin altında neler oluyor neler. Geçmişte yaşadıklarına yine ve yeniden çok kırıldık, arada Murathan'ı da okuduk tabii. Ben Gökçen evrenini cidden seviyorum ya, askeri kurgu daha dram olur dedim ama bu seri daha baydı beni açıkçası. Buna da değineceğim devamından inşallah.


Ekstra yorum yapacağım bir karakter yok, olsa da söylemem spoiler yiyebilirsiniz. O yüzden genel bir yorum yapayım. Ben bu kadar karanlık kitapları cidden sevmiyorum. Kötü insanların bu kadar kötü, karanlık olması beni bayıyor. Zaten kitap 571 sayfa, dikkat edin serideki bütün kitapların sayfa sayısı öyle. Neden acaba, merak ettim. Bilen var mı?
Kitabın en sevdiğim yerleri Rize kısımları oldu ama kısaydı, tabii absürt yerler yok muydu vardı. Mesela halen daha kaçma mevzusu dönüyor, en son kısım haricinde ilk kitapta da dediğim gibi bunlar tim değil mi? Her türlü saklanır Ahu ve kardeşi. Tamam sonra kısımda işler karıştı ama ne bileyim bu kısımları daha mantıklı yapsalardı keşke.
Neyse çokta şey yapmamak lazım, sonuçta hayal ürünü bir kitap.


Tabii çıkan sırlardan sonran öğrendiğim şeylere şok olmadım değil ama azıcıkta olsa hissettim diyebilirim. Onun dışında Ahu-Timur sahneleri çok güzeldi, bol bol romantik sahneler okumak isterdim ama belli devam kitapta daha çok okuyacağız. Rize kısımlarını da çokça okumak isterim mesela ama bakalım ne kadar okuyacağız. Spoiler olmasın diye çok fazla detay veremedim ama ilk kitaba daha farklı, güzel ve akıcıydı. Şok üstüne şok yaşadığımız şeyler vardı.

Ve önermeye gelecek olursam, ben bir süre bu seriden uzak kalacağım. Bana çok iyi gelen bir seri değil, yukarıda da kaç kere dediğim gibi o kadar çok kötülük ve iğrençlikler var ki bana göre pek değil ama bazı konuştuğum kişiler sakın bırakma devam et diyor. Daha biraz önce konuşurken bu kralşan daha neler yapacak, okudukların ne ki dedi. Ahan bir okumamam sebep daha.
Yine de ben severim böyle kitapları diyorsanız okuyabilirsiniz.
Şu an son kitap, yani dördüncü ve final kitap çıktı. Sonu acaba nasıl bitecek merak ediyorum, bu konu hakkında spoiler yemeye razıyım. Mutlu olsun yeter. :D
Not: Kitapta yetişkin içerik demiş ama smut yok, yakınlaşma var evet ama smut yok. 





Kitaba Puanım 5/4^^



Alıntılar^^


Ateşler üzerinde yürürken Ahuzar, tatlı bir tebessümle bakarken Ahuydu.


*****


Bu kadar etkilendiğim için kendime kızıyor ama engel olamıyordum. Ona güvenmemek için artık hiçbir sebep yoktu. Her yol oydu.


*****


“Geçer belki,” dedi Timur bir umut.
“Kendi yüzünü yıkamaya üşenen adamsın, Tönge. Kadının yüzündeki çilleri saymışsın. Sence geçer mi?”


*****


Belki de bundandı ona dokunduğum da yakmayışım, dikenlerimin batmayışı. Belli etmiyordu belki ama benden daha sert duvarları vardı. Üzerindeki hüznü hissedebiliyordum.


*****


“Bildiğin kadarım. Bir adım var, bir işim, bir görevim, bir de...”
“Bir de ne?”
Bakışlarını kaçırmadı. Bir de sen işte,” dedi en net şekilde.


*****


İlk defa ölmek için değil, yaşatmak için savaşacaktı. Bütün savaş kurallarını yıkıp tek bir prensip uygulayacaktı: Tönge prensibi.


*****


Elim hâlâ yanağındaydı. Kısa bir an için cevap veremedim. Haftalarca beni dinle, bana inan, bana umut ol, diye peşinde koşmuştum. İnatla geri itmişti. Şimdi en dipsiz kuyuda kalan bendim. Ona inanmam için elini uzatıyordu. Hayat garip bir yoldu. Bazen mucizelerle doluydu. Ona sen benim en büyük mucizemsin, derken yanılmadığımı şu an gösteriyordu. Hissettirdiği güven ve yuva hissi mucizeden başka bir şey değildi. Bana verdiğin güvenin hakkını vermeme izin ver, demişti.
Veriyordu.





Bir yorum daha biter^^
Başka, yeni yorumlarımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^















30 Kasım 2025 Pazar

Pumpkin Spice Kafe//Laurie Gilmore Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Sonbahar ayının son günlerinde okunması gereken kitabı şükür okuyabildim. Aslında bu aylarda ne güzel kitaplar okunurdu ama çok farklı kitaplar okuduğumu söylemek isterim. :)
İşte sonbahar ayından böyle kahverengi, soft kitapların okunduğu mevsim. Bu kitapta onlardan biriydi, hatta sorf bu mevsimde okuyayım diye hemen almış olabilirim. :)
Benden önce okuyanlar kitabın çok fazla smut içerdiğini söylemişti. Ben de dedim herhalde baştan sona smut, hiç sevmem ve okuma zevkinin içine ediyor falan ama öyle değildi işte. Bunu diyen arkadaşlar çok masum yaaa :D



Jeanie stresli iş hayatından sonra kendini birden Dream Harbor’ın huzur dolu sokaklarında, teyzesinin ona bıraktığı Pumpkin Spice Kafe’yi işletirken bulur. Kasabanın sıcakkanlı insanları ve tarçın kokulu kurabiyeleri, onu âdeta yeni bir başlangıç yapması için davet etmektedir.
Logan, Dream Harbor’da yaşayan ve kasabanın dedikodularından kaçan bir çiftçidir. Fakat Jeanie’nin gelişiyle birlikte Logan’ın tüm dengesi altüst olur ve sinir bozucu derecede neşeli olan bu kadından uzak durmaya çalışsa da kendini bir şekilde onun cazibesine kapılırken bulur.
Pumpkin Spice Kafe, tutkulu bir romantizm yaşamak isteyenler ve “yeni başlangıçları” sevenler için muhteşem bir hikâye.


Jeanie iş yoğunluğundan sonra artık sakin bir yerde çalışmak, stresli ortamlardan uzak durmak ister. Şansına teyzesi kafesini ona bırakınca çocukluktan beridir gelmediği kasabaya yerleşir.
İlk başlarda zorlansa da zamanla kasabaya alışır ama geceleri uyumak çok zor olur, sebebi de her gece kafenin dışından gelen seslerdir.
Bu korkusundan dolayı tedirgin olan Jeanie kasaba halkına söyleyince ona yardıma gelen çiftçi Logan'dır.
Yeni yeni arkadaşlar edinen Jeanie kasabada temelli kalmak için çok düşünecektir.
Kasabaya yeni yerleşen o top karakteri okumak çok eğlenceli, herkesin gözü bu karakterimizde olunca daha eğlenceli oluyor.
Karakterimizi sevdim ama son kısımlardaki gururunu hiçe sayması hoşuma gitmedi açıkçası. Bunu yorumumun devamında yazacağım. :) Spoiler değil. 


Logan yıllar önce bütün kasabanın önünde yaşadığı hayal kırıklığından sonra kasabadan uzak durur ama yeni gelen kasaba sakininden sonra kendini bir anda sürekli kasaba etkinliklerine giderken bulur.
Logan'ı anlayabiliyorum. Bir kere kalbi kırılmış, yeniden kırılmaması için uğraşıyor ama arkadaşlar konuşmak neden bu kadar zor?
O cüsseli adamdan çıt kırım bir adamın çıkması çok komikti ya.
Yazar herhalde sert gözüken ama duygusal bir erkek olduğunu göstermek istemiş. Güzelde olmuş ama diyorum ya o konuşmama ve kendince bir şeyler uydurup kalp kırmaya gerek yoktu. Bu yüzden çok sinir oldum kendisine.


Kasaba hikayeleri seriyse eğer diğer çiftlerin kitaplarını okumak heyecanlanıyorum. Mesela kitapcımızla olan kitabı merak ediyorum. Konusu baya heyecanlı gibi duruyor. :)
Diğer çiftimizide merak ediyorum ama ondan önce yayınevi yılbaşına özel kitabı çıkarmak istemiş. Ay onuda çok merak ediyorum.
Ya ben bu seriyi cidden sevdim. Zaten kasaba kitaplarına hayranım, yeni gelen birinin adapte olması falan çok çok güzel. Bunun dışından dedikoducu teyzeler, hemen dost gibi olan yaşıtlar ya da komşular falan seviyorum ya. Bizde kasaba yok ama mahalle kitaplarını zaten seviyorum, bu da onlar gibi. :)


Yukarıda Jeanie için sonra yazacağım şey ise şu, seni yanlış anlayan hatta ve hatta seni adam akıllı dinlemeyen birini ne diye hemen dinliyorsun falan. Kız azıcık süründürsene, hak etti çünkü. Lan benim kalbim daha çok kırıldı, sen nasıl hemen tamam dersin?
O yüzden o kısım haricinde sevdim kitabı. Tabii ki smut vardı, yok diyemem ama diyorum ya çok diyenler aşırı masum. Ne kitaplar var, bu ne ki? Hem o kısımları okumazsan kitapta anlam, olay değişmiyor. Atla gitsin.
Onun dışında konu birazcık basit kaçmış, gerçi kitapta ince ama daha dolu dolu olabilirdi. Yine de serinin ilk kitabı, günahı olmaz deyip geçiyoruz. :)

Bu tarz kitapları seviyorsanız öneririm, çerezlik, hemen bitecek, kasaba ve yeni başlangıçları sevenlere öneriyorum. Bir günde okunup bitecek kitaplardan biri.
Seriye de devam edebilirsiniz bunu okursanız. :)
Bu arada kitapta geçen beyaz kediye bayıldımmm
Bunu muhteşem kapaklarında da yer vermeleri ayrıca çok tatlı ki kapaklar gerçekten çok güzel. Keşke ciltli çıksa... :(



Kitaba Puanım 5/4


Alıntılar^^


Yine güldü, Logan bu sesin içine işlemesine izin verdi.
Tanrı aşkına, ne güzel bir kahkahası vardı. O samimi olandan, aniden parlayan küçük bir neşe kıvılcımı gibi.


*****


Kasabaya geldiğinden beri ikinci kez Logan’dan uzak durması gerektiği konusunda uyarılmıştı. Bu
kasabanın gerçekten kendi insanlarını koruma konusunda şakası yoktu.


*****


“Haneye tecavüz değildi. Daha çok bir kır-bırak-ve-kaç olayına benziyordu,” dedi Jeanie gülümsemesiyle onu rahatlatmaya çalışarak ama Logan’ın tek duyduğu Jeanie’nin başına kötü bir şey geldiğiydi ve buna izin veremezdi.


*****


Bir insan yanındaki kadın bu kadar sevimli davranırken bir turta yeme yarışmasının artılarını ve eksilerini nasıl düşünebilirdi ki?


*****


“Peki, ya alpaka?” diye sordu Jeanie sesindeki neşeyi gizleyemeden.
Logan yüzünü buruşturdu. “Harry Styles.”
“Harry Styles?” Jeanie neşeyle çığlık attı. “Harika.”
Logan gülümsemesini saklamaktan vazgeçmişti. Şimdi tamamen gülümsüyordu. “Temayı bozamazdım.”

Alıntıya not: Logan çiftliğinde baktığı hayvanlara ünlü şarkıcıların isimlerini vermiş. :D


*****


"...Seni sen olduğun için sevmekten çekinmesine izin verme.”





Diğer yorumlarımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^