13 Aralık 2025 Cumartesi

A Hundred Memories//Kore Dizi Yorumu^^

Selamlar^^
Yine ve yeniden güzel bir dizi yorumuyla sizlerleyim. İlk çıkacağı zaman merak ettiğim diziyi bitirdim. Güncel izlememek için beklerken bol bol spoilerda yemiş bulundum, gerçi kendi hür ve irademle o spoilerı yedim ama olsun. Yine de diziyi etkileyecek bir şeyler değildi. :)
Haa aksi olsaydı izler miydim, çok bilemedim. İçeriği bilmediğim için izlemezdim gibi. Neyse ki başladım ve bitirdim.
Nostalji dizileri seviyorum, Kdramada olanları daha çok seviyorum çünkü daha çok bizden gibi davranıyorlar. Reply serisi gibi. 
Bunuda o yüzden çok izlemek istedim.
Konusu aslında çok farklı değil, bazı kısımları klişe ama yaşananlar diğer dizilere göre farklıydı.
 


Konusu;

1980'lerde geçen A Hundred Memories, kaderlerindeki kişiymiş gibi görünen bir adamla iç içe geçen iki kadın otobüs şoförünün dostluğunu konu alıyor.


Güney Kore Sineması sitesinden alıntıdır.




Kim Da Mi//Koh Young Rye^^
Ailesinin yaşadığı zorluklar yüzünden okumadan iş hayatına karışan Young Rye otobüs muavinliği yapmaktadır. Evinde değil, iş yerinin verdiği yerde kalan Young Rye tek odada bir sürü iş arkadaşlarıyla kalır. Bir gün otobüste başına gelen olayladan sonra en iyi arkadaşı ile tanışır.
Aynı iş yerinde en iyi arkadaşıyla çalışan Young Rye onunla beraber geceleri liseyi bitirmek için okula giderler. İşte bu zamanda tanıştıkları yeni arkadaşlar sayesinde hayatları daha da değişir.
Kim Da Mi her rolü en iyi şekilde oynayan iyi oyunculardan biri olduğunu bu dizide gösterdi. İlk izlediğim dizisi Our Beloved Summer. Henüz final yapmaladığım için ne yazık ki yorumu blogda yok, en kısa zamanda onuda bitireyim inşallah.
Orada çok sert mizaclı bir karakteri oynuyordu, onu izledikten sonra buradaki rolüne o kadar şaşırdım ki dedim işte bu oyunculuk. O yüzden daha da hayran kaldım ama bir daha bu tarz bir rolü kabul etmesin lütfen. Karakter o kadar mıymıydı ki sinir uçlarımla oynadı. :D
Şöyle anlıyoruz, iyi olan herkes mıymıydır. :D
Şaka bir yana böyle karakterleri çok sevmem, tamam cadı gibi ol diyen kimse yok ama bu kadarda olma yani. Yine de bu kadar mıymıy oluşuna rağmen itirafları falan güzeldi. :) Ve arkadaşı için bir sürü şeyden vazgeçmesi daha da güzeldi, zaten dizinin amacı arkadaşlık üzerine olduğundan bunun için yaptıkları daha anlamlıydı.




Shin Ye Eun//Seo Jong Hee^^
Geçmişini arkasında bırakıp yeni hayatı için yeni iş ararken ilk durağı otobüs muavinliği olur. Burada ailesinden görmediği sevgiyi gören Jong Hee’nin ne yazık ki geçmişi peşini bırakmaz.
Bu sürede hayallerine kavuşmak için gece okuluna giden Jong Hee bu sebeple tanıştığı kişiyle ilk aşkını yaşamış olur.
Hayatları tam yolunda giderken bir anda yaşanan trajediden sonra başka bir yere savrulan Jong Hee ne yapacağını bilemez.
Kendisini ilk Yumi’s Cells ikinci sezonda izlemişim ama kız çok değişmiş. O yüzde hiç hatırlamadım, zaten o dizide çok sinir olmuştum. Sonradan Rookie Cops’da izlemişim, orada da hatırlamadım ama kız çok tanıdık geliyor. Bir de kız çok güzel. Yani her dizide oynama olasılığı var gibi.
Burada da dedim bir yerden sonra kötü bir karakter olacak, ona da müsait açıkçası. Neyse ki olmadı, evet bu spoiler olabilir ama sırf bu düşünce yüzünden diziyi bırakmamanızı öneririm. :)



Heo Nam Jun//Han Jae Pil^^
Ailesi zengin olmasına rağmen yine de zorluklar yaşayan Jae Pil kendi halinde, derslerle çok ilgilenmeyen ama boksta sürekli antreman yapıp, bokslara katılır öğrencidir. Lisede okuyan Jae Pil ve arkadaşı bir gün kör randevuya çıktığı an hayatına girecek olan insanlardan bir haberdir.
Şöyle ki kendisi lise öğrencisi için baya yaşlı durmuş. Yani bütün kdrama oyuncularının öğrenci olma potansiyeli var ama bazısı olmuyor, çok zorlamaya gerek yokturdur bence.
Yine de dizimizdeki bir partneriyle o kadar yakışmıştı ki acilen başka bir dizi daha istiyorum, basın tanıtımındaki o halleri neydi. Alev aldı oralaaaar. :D
Sert tipiyle bir çok mafya dizilerinde oynayabilir ama bence romcom dizilerinde daha iyi olur gibi. Böyle ceolu, başkanlı dizilerde oynaması güzel olurdu. :D
İlk defa burada izledim, oyunculuk olarak nasıl olduğunu pek anlamadım. Karakteri çok donuktu, belki de o yüzden pek anlamadım.



Kim Jung Hyun//Jung Hyun^^
Sen neden bu dizide vardın yaaaa, resmen ikinci erkek sendromu yaşadım arkadaşlar. Çok kırdılar, hem benim kalbimi, hem bu arkadaşın kalbini. Bence kendisi hak etmişti.
Kendisi Young Rye’nin abisinin en yakın arkadaşı. Öyle düşünün ki abisinin zor zamanlarda bulunması gerekirken bir anda kendisi yardıma koşuyordu.
Bu yüzden ben senciydim kardeş. Bir de adamı o kadar gözden çıkarmışlar ki ismini değiştirmeye bile tenezzül etmemişler.
Bu adam ne zaman hak ettiği rolü oynayacak…




Lee Won Jung//Ma Sang Chul^^
Jae Pil’in en yakın arkadaşı olan Sang Chul en iyi arkadaş ödülünü alabilir. Hem neşeli, hem her türlü desteğini gösteren ve ilerleyen zamanda fedakarlık yapan tam bir iyi kalpli yakın arkadaştı.
Çok tatlıydı, çok eğlenceliydi. Son kısımda olana şaşırdım açıkçası, keşke başta olsaydı. Bence olmamıştı onlar ya.
İlk defa burada izlemişim, önceden izlediğim bir dizide oynamamış. Ama bu yeteneğini ve yakışıklılığını gizlememeli. :D



Jeon Sung Woo//Koh Young Shik^^
Young Rye’nn abisi olan Young Shik hukuk okumaktadır. Okul masrafları yüzünden ailesine destek olamayan Young Shik ne yazık ki istemese de ailesi tarafından ayrımcılık yapılır. Kız kardeşi hayallerinden vazgeçip, çalışırken kendisi okumuştur ve annesi sırf okusun diye oğlunu el üstünde tutar.
Bence daha çok ekran süresi almalıydı, hele olma olasılığı olacak kişiyle olsaydı daha güzel olurdu ama senarist neden saçmaladı bilemiyorum cidden.
İlk defa bu dizide izledim ama sanki tanıdık geliyor ya. Baktım dizi geçmişine hiç tanıdık gelmedi. :D



Park Ji Hwan//No Sang Shik^^
Yani dizi hayal ürünü ve kendisi oyuncu olduğu için ismini yazdım yoksa hak etmiyordu bence. Zaten kötüsün, otur oturduğun yerde, ne diye ortalığı karıştırdın herif???




Otobüste çalışan diğer muavinler. Yani Young Rye ve Jonh Hee ile oda arkadaşı kendileri. O kadar çoklarki isimlerini yazmadım, siz gidin Asianwiki’den bakınız. :D
Başlarda illa ki odada patron vs vardı ama zamanla bunun değişmesi, yardım etmeleri o kadar güzeldi ki. Ama iki arkadaşa çok üzüldüm. Birinin başına gelen, diğerinin ise yapmaması gerekeni yapması ve sonucunda olanlar daha da üzdü ya. Bence o onu yapmamalıydı. :/
Baştaki ablamız dışından diğerlerini ilk defa izledim. O da Reply 1988’de oynamıştı, oradan hatırlıyorum.




Resimler^^



Kim Da Mi dizi gereği saçlarını böyle kesmiş ama aradan yıllar geçince saçı uzamıştı. Öyle bir kaynak yapmışlardı ki hiç güzel olmamıştı. Düşünsene dünyanın en iyi kozmetik ülkesinin ama kuaför becerin sıfır. :D



O hiyerarşi mevzusu beni sinir etti ama bu arkadaşların takmaması güzeldi sdfghjkl



Üvey kardeşi olsa da ona olan sevgisi çok güzeldi. 


Baya yakışıklı kendisi sdfghjklş





Şu sahnelerin hep editlerini gördüm, her editte Young Rye’i birileri ile shipliyordum. :D



Bu azıcık bir spoiler olabilir.
Ve sizde anlamışsınızdır zaten.





İşte o aşk üçgeni fotoğrafı.
Ama oğlan hangisini seçecek?



Bu sahne çok kalp kırdı, baştada bizim…




Şu kaynağa bakın ne olur, o kadar kötü ki izlerken gözlerim kanadı dfghjklşi


Sen ve ben bunları hak etmedik Jung Hyun… :/





Nasıl yakışıyorlar ama^^
Kesin bir romcom gelmeli bunlardan, ben bayıldım bu çifte <3
Ay bir de kamerala bir oynuyorlar, sanırsın sevgililerde naz yapıyorlar. Bir gif vardı, spoiler olur diye eklemedim ama o kısmı kaç kere izkedim saymıyorum bile. :D 







Gifler^^




Lise olmamış iste, şu hale bakın. Tam karakteri bu işte sdfghjkl


Bakın şimdi Kim Da Mi’de güzel kız ama bu kız daha da güzel. Hatta son kısımdaki bazı sahnelerde hak ettiğini aldı. Spoiler olmasın diye söyleyemiyorum ama bence her şeyiyle hak etti.



Bu sahne çok güzeldi ya, Young Rye’nin neden aşık olduğunu anlıyoruz.



Yukarıdaki gençliği, aşağıdaki jeton düşen yetişkin Jae Pil. :D


Sen daha güzellerini hak ediyordun, yani beniii sdfghjkl










Anlayana çok anlamlı bir sahne ama bazıları kör asdfghjkl













Hey maşallah, dizi dizi değil mankenlik ajansı gibi asdfghjk





-Spoiler Alarmı-


Şimdi arkadaşlar iki dostun arasına aşk girmedi çok şükür, girseydi dizi saçmalardı. Aralarına birbirleri için yaptıkları fedakarlık açtı. Bu yüzden araya aşk girmemesine sevindim.
Yıllar geçtikten sonra Young Rye’in Jae Pil ile arkadaş kalması, aileleri arasındaki her şeyin değişmesi ve birbirlerine destek olması çok güzeldi.
Tabii duygular unutulmuyor ama Young Rye aradan yıllar geçmesine rağmen Jae Pil’e açılmaması ve ondan beklemesi çok güzeldi. Çünkü kendileri yıllar önce Jong Hee’ye bir şeyler hissediyordu.
İşte burada keşke oğlan ikisinide seçmeseydi, kız abisinin arkadaşı ile olsaydı, Jonh Hee’de Young Rye’nin abisiyle olsaydı ki zaten öyle oluyor gibide işte keşke Jae Pil dımdızlak kalsaydı. Tam dostlar kavuştu derken aralarına duyguların girmesi üzdü açıkçası. Ben dostluklarını izlemek daha çok isterdim. Tabii benim ikinci erkek sendromuda buna sebep olmuştur bilemiyorum ama o son kısımda üçü takılıp sahile gitmesi ne alakaydı ya???
Güzelim nostalji dizisi böyle aşk üçgeni ile saçmalamamalıydı.
Hadi diyelim zaten esas çift bu olacaktı ne diye Jae Pil’i o kadar aşık yaptınız. Bari Young Rye için ilk tanıştıkları zaman biraz bir şeyler hissetseydi, yani o trajediden sonra. Çok yapmacık geldi Jae Pil’in aşkı ama adam güzel rol yapıyor. :D
Bunun yanında yıllar sonra keşke Jong Hee geldiğinde Jae Pil’e karşı bir şeyler hissetmeseydi. Çok gerek yoktu bu şeylere bence.


-Spoiler Sonu-





Ve Son^^

Dizi gerçekten çok güzeldi, ben sevdim ama aşk mevzuları olmasaydı ya da olsaydı bile daha iyi bir şekilde bağlayabilselerdi yılın dizisi bile olabilirdi.
Ama akıcıydı, bir anda çok iyi arkadaşken sonrasında ayrı kalan ve bir anda rakip olan güzel bir dostluk hikayesiydi.
Oyuncu seçimleride güzeldi, dolu dolu, aile, aşk, dostluk hislerini çokça yaşadık.
Son kısımlarda en çok üzüldüğüm karakter Jong Hee oldu, aşk konusundan değil. Henüz oğlan kimi seçti söylemeyeceğim ama Jong Hee’nin tam iyi derken daha fazla şey yaşaması kötüydü ya. Ve keşke onun için önemli olan birinin ne ve kim olduğunu da görseydik.

Dizi bir saat, 12 bölüm.
Ben telegramda izledim, bu ara dizileri hızlandırmadan izleyemiyorum ama bundan çok fazla gerek görmedim. Öyle sevdim diyebilirim.
Sizlerde kısa olsun, çerezlik ama anlamlı bir dizi izlemek istiyorum derseniz aradığınız diziyi buldunuz^^









Başka yorumlarda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^












8 Aralık 2025 Pazartesi

Bülbül Kapanı 2//Loresima Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Askeri kurgu sevmeme sebep olan serinin yan serisi olan Bülbül Kapanının ikinci kitabını sonunda okudum. Geçen senelerde seriye başlamıştım, ne yalan seriyi Gökçen evereni gibi bekledim ama tam bir mafya kitabıyla karşı karşıya kaldım. İlk kitabın yorumunu okumak için burayı tıklayınız^^
Bundan sonra spoiler olacağı için sadece birinci kitabı okuyanlar okusun.
İlk olarak birinci kitaba göre daha iyiydi, en azından çiftimizin arasından bir şeyler başlıyor artık ve kitap daha da güzelleşiyor.
Ama bu tarz kitaplar bana göre değil ya cidden. :/


Savaş kaçınılmaz olduğunda tüm beyazlar siyaha dönmeye mahkûmdur. Büyük bir savaşın ortasında kalan Ahuzar ve Timur’un hayatlarındaki tek beyazlık; kalplerine düşen küçük bir kıvılcımken harlanarak büyüyen sevdalarıydı.
Geçmişe gömülen acılar büyüyen sevdalarıyla gün yüzüne çıkarken kalpleri bir gül tomurcuğu gibi açıyor, kurşunların arasında ikisi de onu büyütmeye çalışıyordu. Ama düşman, sessiz ve sinsi; sırlar ise beklenenden daha büyük ve derinken ölüm Timur’un adında, Ahuzar’ın ise hayatında saklıdır.

Ahu en sevdiği, can dostu atı kadifenin başına gelenlerden sonra bir süre kendine gelemez. Gerçekleri bilmesine rağmen Timur'un ortaya çıkmasından korkan Ahu her şeyi içine atar. Bu sürede de kralşan rahat durmaz ve yine, yeniden sürekli yanına çağırır ama bu sefer kız kardeşi ile birlikte, bu da Ahu'yu daha da çıkmaza sokar ama en son yanından kovan Timur artık sadece onun için intikam alacağını söyler ve yapmaya başlar.
Ahu'ya ilk kitapta aşırı kızmıştım ama şimdi gerçekler ortaya çıktığı gibi kadın ne yapsın diyorsunuz. Öyle nalet bir herif var ki karşılarında. Yok böyle kötü bir karakter, zaten bu tarzı sevmiyorum bir de bu kadar kötü karakterin olması sinirlerimi bozuyor.
Neyse efenim, son kısımlarda olaylar olaylar ama arkadaşlar bazen Ahu'nun benciliği beni benden alıyor. O son kısımda herkes hedefken sadece kardeşini düşünmesi kırıcıydı.
Onlar dışında ne yapıp edip Timur'un yanına gitmesi çok tatlıydı, bir de o ayakkabılarla. Kadın tam bir ikon. :D Gökçen ile çok iyi kanka olur bunlar, ahh ben o sahneleri okuyacak mıyız acaba???


Timur geçmişten dolayı yanında kimseyi istemezken usul usul yüreğine işlenen sevdanın sonunda farkına varır.  İşte o fark edişle beraber artık Ahu onun koruması gereken tek insan olur çıkar. Bu saatten sonra her yeri yerle bir edecek, Ahu'yu korumak için elinden geleni yapacaktır.
Timur yine bildiğiniz gibi, hem çok sessiz ama sessizliğin altında neler oluyor neler. Geçmişte yaşadıklarına yine ve yeniden çok kırıldık, arada Murathan'ı da okuduk tabii. Ben Gökçen evrenini cidden seviyorum ya, askeri kurgu daha dram olur dedim ama bu seri daha baydı beni açıkçası. Buna da değineceğim devamından inşallah.


Ekstra yorum yapacağım bir karakter yok, olsa da söylemem spoiler yiyebilirsiniz. O yüzden genel bir yorum yapayım. Ben bu kadar karanlık kitapları cidden sevmiyorum. Kötü insanların bu kadar kötü, karanlık olması beni bayıyor. Zaten kitap 571 sayfa, dikkat edin serideki bütün kitapların sayfa sayısı öyle. Neden acaba, merak ettim. Bilen var mı?
Kitabın en sevdiğim yerleri Rize kısımları oldu ama kısaydı, tabii absürt yerler yok muydu vardı. Mesela halen daha kaçma mevzusu dönüyor, en son kısım haricinde ilk kitapta da dediğim gibi bunlar tim değil mi? Her türlü saklanır Ahu ve kardeşi. Tamam sonra kısımda işler karıştı ama ne bileyim bu kısımları daha mantıklı yapsalardı keşke.
Neyse çokta şey yapmamak lazım, sonuçta hayal ürünü bir kitap.


Tabii çıkan sırlardan sonran öğrendiğim şeylere şok olmadım değil ama azıcıkta olsa hissettim diyebilirim. Onun dışında Ahu-Timur sahneleri çok güzeldi, bol bol romantik sahneler okumak isterdim ama belli devam kitapta daha çok okuyacağız. Rize kısımlarını da çokça okumak isterim mesela ama bakalım ne kadar okuyacağız. Spoiler olmasın diye çok fazla detay veremedim ama ilk kitaba daha farklı, güzel ve akıcıydı. Şok üstüne şok yaşadığımız şeyler vardı.

Ve önermeye gelecek olursam, ben bir süre bu seriden uzak kalacağım. Bana çok iyi gelen bir seri değil, yukarıda da kaç kere dediğim gibi o kadar çok kötülük ve iğrençlikler var ki bana göre pek değil ama bazı konuştuğum kişiler sakın bırakma devam et diyor. Daha biraz önce konuşurken bu kralşan daha neler yapacak, okudukların ne ki dedi. Ahan bir okumamam sebep daha.
Yine de ben severim böyle kitapları diyorsanız okuyabilirsiniz.
Şu an son kitap, yani dördüncü ve final kitap çıktı. Sonu acaba nasıl bitecek merak ediyorum, bu konu hakkında spoiler yemeye razıyım. Mutlu olsun yeter. :D
Not: Kitapta yetişkin içerik demiş ama smut yok, yakınlaşma var evet ama smut yok. 





Kitaba Puanım 5/4^^



Alıntılar^^


Ateşler üzerinde yürürken Ahuzar, tatlı bir tebessümle bakarken Ahuydu.


*****


Bu kadar etkilendiğim için kendime kızıyor ama engel olamıyordum. Ona güvenmemek için artık hiçbir sebep yoktu. Her yol oydu.


*****


“Geçer belki,” dedi Timur bir umut.
“Kendi yüzünü yıkamaya üşenen adamsın, Tönge. Kadının yüzündeki çilleri saymışsın. Sence geçer mi?”


*****


Belki de bundandı ona dokunduğum da yakmayışım, dikenlerimin batmayışı. Belli etmiyordu belki ama benden daha sert duvarları vardı. Üzerindeki hüznü hissedebiliyordum.


*****


“Bildiğin kadarım. Bir adım var, bir işim, bir görevim, bir de...”
“Bir de ne?”
Bakışlarını kaçırmadı. Bir de sen işte,” dedi en net şekilde.


*****


İlk defa ölmek için değil, yaşatmak için savaşacaktı. Bütün savaş kurallarını yıkıp tek bir prensip uygulayacaktı: Tönge prensibi.


*****


Elim hâlâ yanağındaydı. Kısa bir an için cevap veremedim. Haftalarca beni dinle, bana inan, bana umut ol, diye peşinde koşmuştum. İnatla geri itmişti. Şimdi en dipsiz kuyuda kalan bendim. Ona inanmam için elini uzatıyordu. Hayat garip bir yoldu. Bazen mucizelerle doluydu. Ona sen benim en büyük mucizemsin, derken yanılmadığımı şu an gösteriyordu. Hissettirdiği güven ve yuva hissi mucizeden başka bir şey değildi. Bana verdiğin güvenin hakkını vermeme izin ver, demişti.
Veriyordu.





Bir yorum daha biter^^
Başka, yeni yorumlarımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^















7 Aralık 2025 Pazar

BCP Enleri//Blogları Canlandırma Projesi Kasım Ayı

 Merhabalar^^
İlk defa BCP için çok daha farklı bir yazı yazacağım. Gerçi bunu ben zaten her yılın sonu yapıyorum ama bu direkt tek en'lerden oluşacak bir yazı olarak geçecek gibi duruyor.
Yani öyle yapmayı düşünüyorum. :)
Bu arada o kadar yazdım temadan bahsetmedim, Kasım ayı temamız En'lerimiz.


İlk olarak tabii ki kitap^^
Bu sene henüz hedefi tamamlamadım ama düşününce harika bir kitap okudum diyemeyeceğim nedense. Bu sene beni derinden etkileyen bir kitap olmaması beni baya bir üzdü ya. :/
Tamam çok güzel kitaplar okudum, farklı konular, beni etkileyen, çok sevdiğim kitaplar oldu ama kesinlikle en diyeceğim anca bir kitap oldu. Onda bile kusur var ama olsun :D




Şimdi sırada dizimiz var^^
Diyorumki tek kdrama olmasın, bu sene yerli dizilerde izledim. O yüzden onu da eklemek istiyorum. :) 
Kdrama yine az izledim, artık eskisi kadar güzel diziler yok ya, neden diyorum NEDEEENNN??? :(



Yani kitap çok okudum onda bulamadım en iyi kitap, dizi az izledim bunda da buladım en iyisini  iyi mi sdfghjk Ama aralarında seçim yapacak olursam bu dizi yılın en iyisi diyebilirim. :)



Sosyal medyada gezinirken ufak bir kesiti düştükten sonra izlediğim o güzel dizi. Aslında aşırı entrikalı bir dizi ama çiftimizin uyumları, komik, anlamlı sahneler derken çok sevdim. Halen daha sevdiğim kısımları izliyorum. :) Ben yaz dizileri kişisiyim ya, ne olur sektör yaz dizilerine dönnnnn :(



En iyi film kategorisine geçiyoruz. :D
Dizi kadar olmasa da yine de az izledim film. Nerede benim her yazıya üç film sığdırdığım filmler. Ama o zaman amigurumi yapıyordum, bir sürü film izliyordum. :) Şimdi amigurumi olmayınca filmde izleyemez oldum. :/



Aslında 27 Dresses filmini seçmek istedim ama filmin içinde beni rahatsız eden detay yüzünden en iyi diyemeyeceğim. O sebeple ilk beş en iyi filme bile girmez bu arada. :D



Ve son olarak müzik diyorum^^
Bu yıl yeni şarkılardan ziyade eskileri başa sara sara dinledim. En çok yine Gökhan Türkmen dinlemişim. :D Sonra Simge geliyor tabii ki. :D Ama bir şarkı var kiiiii, okuduğum kitapta çok güzel bir yerde çaldı, o zamandan beridir hem normal, hem de akustik versiyonunu dinliyorum. :)







Kısacık ama benim enlerin yazısı böyle oldu. Daha detaylısı yıl sonunda gelecek inşallah^^
Beklemede kalın^^
Aralık ayı temamız yine belli değil, inşallah belli olunca güncellerim^^
Sizinde ufak enlerinizi yorumlara bekliyorum^^







Başka yorumlarda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^








6 Aralık 2025 Cumartesi

Kasım Ayı Raporu^^

 Selamlar^^
Klasik ay raporumuzdan herkese selamlaar ;) Diğerlerine göre Kasım ayı hızlı geçmiş olsa da bana göre normal geçti, çok şükür bir ayda geçti. Güzel kitaplar okudum, diziler izledim diyemem. En son bitirdiğim diziden sonra yeni bir diziye başladım. Noel filmlerini seviyorum ama henüz ondanda sadece bir tane izleyebildik İkizle, o da geçen günlerde izledim. :D



Kasım ayında altı kitap okudum ama ikisi dinlemeli oldu. Bir tane kitap vardı ki hepsine bedeldi, Bülbül Kapanı, ne kitaptı öyle. Bitmedi gitti. :D
Sevdiklerimden biri ise Sana Ulaşmaması Dileğiyle. Aslında sonu sebebiyle düşük puan verdim ama okuduklarım arasında en azından daha çok sevdim bu kitap oldu.



Kasım ayında aldığım kitaplar olur kendileri. Hatta Zehr-i Bal'ı okudum, bitti bile. Güzeldi. :)
Zehr-i Irmak serisini tanesini 40₺'ye aldım desem yeridir. Diğer iki kitabı ikinci el aldım, Dört Çeyrek kitabını sıfır fiyatı çok pahalı geldi, hemen ikinci el baktım bu iki kitaba tek sıfır kitap fiyatına aldım. İyi bir alışveriş oldu^^



Bu kitabı özellikle koydum. İçeriği çok anlamlıydı. İngiltere'ye taşınan göçmen bir aile ve arkadaşlığı anlatan güzel kitaptı. Şu zamanlarda, karpuzun diyarını anlamak için okumanızı öneririm. 



Henüz ikinciyi okudum ama elimde üçüncü kitapta var. Ne zaman devam ederim Allah kerim ama kısa bir zamanda düşünmüyorum. Ağır bir kitap ve ben böyle mafyalı kitapları sevmiyorum. Dark kitaplar olabilir bu seride, o yüzden de sevmiyor olabilirim. :)




Taşacak Bu Deniz bol entrikalarıyla devam ediyor. Daha dün çok fena bir bölüm izledik ama geçen ayda da çok fenaydı. 



Tabii Kore dizimizi de izliyoruz. Bitti kendileri ama halen daha yorum giremedim, en kısa zamanda inşallah^^ Güzel diziydi ama dizileri arkadaşlık ve aşk konusunu o kadar çok karıştırmışlar ki o kısımda çok saçmalamışlardı.
Türk dizilerinde Taşacak Bu Deniz yetiyor ama tekrardan Aşk-ı Memnu'ya başlamamak için kendimi zor tutuyorum. İnadına Aşk bile bitmedi. :D
Güzel diziydi ama dizileri arkadaşlık ve aşk konusunu o kadar çok karıştırmışlar ki o kısımda çok saçmalamışlardı.



Sonunda aldığım Galatasaray formama gerçek beşinci yıldızı ekletebildim. Ama nasıl harika, ama nasıl mükemmel. Gözlerinizi kısarak bakın kamaşır. :D



Ufak bir çarşı, pazar ve kahve yapıldı. İlk defa buradan içtim ve çok beğendim. :) Reklam değil, öneri. :)


Hayday oyunumun yanında tiktokta gördüğüm oyunu hemen indirdim, bu pizza olanı. Bir de kahve var, kahve daha güzel. Pizzada sürekli hata yapıyorsunuz. :D




Şu sonbaharın üç ayında doğru düzgün yağmur yağmadı, bu yazıyı yazarken dışarda yağmur yağıyor. İnşallah kuraklık olmaz, hayırlısıyla kar, yağmur yağar. :)
Aralık ayında inşallah güzel güzel kitaplar okur, diziler ve filmler izlerim, izleriz^^
Hayırlı, afiyetli aylar olsun inşallah^^





Başka yorumlarda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^








30 Kasım 2025 Pazar

Pumpkin Spice Kafe//Laurie Gilmore Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Sonbahar ayının son günlerinde okunması gereken kitabı şükür okuyabildim. Aslında bu aylarda ne güzel kitaplar okunurdu ama çok farklı kitaplar okuduğumu söylemek isterim. :)
İşte sonbahar ayından böyle kahverengi, soft kitapların okunduğu mevsim. Bu kitapta onlardan biriydi, hatta sorf bu mevsimde okuyayım diye hemen almış olabilirim. :)
Benden önce okuyanlar kitabın çok fazla smut içerdiğini söylemişti. Ben de dedim herhalde baştan sona smut, hiç sevmem ve okuma zevkinin içine ediyor falan ama öyle değildi işte. Bunu diyen arkadaşlar çok masum yaaa :D



Jeanie stresli iş hayatından sonra kendini birden Dream Harbor’ın huzur dolu sokaklarında, teyzesinin ona bıraktığı Pumpkin Spice Kafe’yi işletirken bulur. Kasabanın sıcakkanlı insanları ve tarçın kokulu kurabiyeleri, onu âdeta yeni bir başlangıç yapması için davet etmektedir.
Logan, Dream Harbor’da yaşayan ve kasabanın dedikodularından kaçan bir çiftçidir. Fakat Jeanie’nin gelişiyle birlikte Logan’ın tüm dengesi altüst olur ve sinir bozucu derecede neşeli olan bu kadından uzak durmaya çalışsa da kendini bir şekilde onun cazibesine kapılırken bulur.
Pumpkin Spice Kafe, tutkulu bir romantizm yaşamak isteyenler ve “yeni başlangıçları” sevenler için muhteşem bir hikâye.


Jeanie iş yoğunluğundan sonra artık sakin bir yerde çalışmak, stresli ortamlardan uzak durmak ister. Şansına teyzesi kafesini ona bırakınca çocukluktan beridir gelmediği kasabaya yerleşir.
İlk başlarda zorlansa da zamanla kasabaya alışır ama geceleri uyumak çok zor olur, sebebi de her gece kafenin dışından gelen seslerdir.
Bu korkusundan dolayı tedirgin olan Jeanie kasaba halkına söyleyince ona yardıma gelen çiftçi Logan'dır.
Yeni yeni arkadaşlar edinen Jeanie kasabada temelli kalmak için çok düşünecektir.
Kasabaya yeni yerleşen o top karakteri okumak çok eğlenceli, herkesin gözü bu karakterimizde olunca daha eğlenceli oluyor.
Karakterimizi sevdim ama son kısımlardaki gururunu hiçe sayması hoşuma gitmedi açıkçası. Bunu yorumumun devamında yazacağım. :) Spoiler değil. 


Logan yıllar önce bütün kasabanın önünde yaşadığı hayal kırıklığından sonra kasabadan uzak durur ama yeni gelen kasaba sakininden sonra kendini bir anda sürekli kasaba etkinliklerine giderken bulur.
Logan'ı anlayabiliyorum. Bir kere kalbi kırılmış, yeniden kırılmaması için uğraşıyor ama arkadaşlar konuşmak neden bu kadar zor?
O cüsseli adamdan çıt kırım bir adamın çıkması çok komikti ya.
Yazar herhalde sert gözüken ama duygusal bir erkek olduğunu göstermek istemiş. Güzelde olmuş ama diyorum ya o konuşmama ve kendince bir şeyler uydurup kalp kırmaya gerek yoktu. Bu yüzden çok sinir oldum kendisine.


Kasaba hikayeleri seriyse eğer diğer çiftlerin kitaplarını okumak heyecanlanıyorum. Mesela kitapcımızla olan kitabı merak ediyorum. Konusu baya heyecanlı gibi duruyor. :)
Diğer çiftimizide merak ediyorum ama ondan önce yayınevi yılbaşına özel kitabı çıkarmak istemiş. Ay onuda çok merak ediyorum.
Ya ben bu seriyi cidden sevdim. Zaten kasaba kitaplarına hayranım, yeni gelen birinin adapte olması falan çok çok güzel. Bunun dışından dedikoducu teyzeler, hemen dost gibi olan yaşıtlar ya da komşular falan seviyorum ya. Bizde kasaba yok ama mahalle kitaplarını zaten seviyorum, bu da onlar gibi. :)


Yukarıda Jeanie için sonra yazacağım şey ise şu, seni yanlış anlayan hatta ve hatta seni adam akıllı dinlemeyen birini ne diye hemen dinliyorsun falan. Kız azıcık süründürsene, hak etti çünkü. Lan benim kalbim daha çok kırıldı, sen nasıl hemen tamam dersin?
O yüzden o kısım haricinde sevdim kitabı. Tabii ki smut vardı, yok diyemem ama diyorum ya çok diyenler aşırı masum. Ne kitaplar var, bu ne ki? Hem o kısımları okumazsan kitapta anlam, olay değişmiyor. Atla gitsin.
Onun dışında konu birazcık basit kaçmış, gerçi kitapta ince ama daha dolu dolu olabilirdi. Yine de serinin ilk kitabı, günahı olmaz deyip geçiyoruz. :)

Bu tarz kitapları seviyorsanız öneririm, çerezlik, hemen bitecek, kasaba ve yeni başlangıçları sevenlere öneriyorum. Bir günde okunup bitecek kitaplardan biri.
Seriye de devam edebilirsiniz bunu okursanız. :)
Bu arada kitapta geçen beyaz kediye bayıldımmm
Bunu muhteşem kapaklarında da yer vermeleri ayrıca çok tatlı ki kapaklar gerçekten çok güzel. Keşke ciltli çıksa... :(



Kitaba Puanım 5/4


Alıntılar^^


Yine güldü, Logan bu sesin içine işlemesine izin verdi.
Tanrı aşkına, ne güzel bir kahkahası vardı. O samimi olandan, aniden parlayan küçük bir neşe kıvılcımı gibi.


*****


Kasabaya geldiğinden beri ikinci kez Logan’dan uzak durması gerektiği konusunda uyarılmıştı. Bu
kasabanın gerçekten kendi insanlarını koruma konusunda şakası yoktu.


*****


“Haneye tecavüz değildi. Daha çok bir kır-bırak-ve-kaç olayına benziyordu,” dedi Jeanie gülümsemesiyle onu rahatlatmaya çalışarak ama Logan’ın tek duyduğu Jeanie’nin başına kötü bir şey geldiğiydi ve buna izin veremezdi.


*****


Bir insan yanındaki kadın bu kadar sevimli davranırken bir turta yeme yarışmasının artılarını ve eksilerini nasıl düşünebilirdi ki?


*****


“Peki, ya alpaka?” diye sordu Jeanie sesindeki neşeyi gizleyemeden.
Logan yüzünü buruşturdu. “Harry Styles.”
“Harry Styles?” Jeanie neşeyle çığlık attı. “Harika.”
Logan gülümsemesini saklamaktan vazgeçmişti. Şimdi tamamen gülümsüyordu. “Temayı bozamazdım.”

Alıntıya not: Logan çiftliğinde baktığı hayvanlara ünlü şarkıcıların isimlerini vermiş. :D


*****


"...Seni sen olduğun için sevmekten çekinmesine izin verme.”





Diğer yorumlarımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^








27 Kasım 2025 Perşembe

Sana Ulaşmaması Dileğiyle//Ann Liang Kitap Yorumu^^

 Selamlar^^
Benim bu internetten görüp, hemen tav olup kitap almalarım ne olacak. :S Ama korkamayın bu sefer kitabı sevmemezlik yapmadım, iyi ki okudum diyorum ama benim derdim yazarla.
Kitabın konusu gençlik üzerine ama asıl konu nefreetten aşka.
Nefretten aşka konulu kitapları severim, bunda da nefretin maşallahı vardı. Ama güzeldi, bize böyle nefreti iliklerimize kadar hissettirecek kitaplar lazım.
Lakin yazar sonunu öyle hızlı bitirmiş ki, bakın kitaplara olan saygım olmasa çoktan dışarı dışarı fırlatmıştım. :D


Okul kaptanı, sınıf birincisi, her öğretmenin gözdesiydi. Örnek öğrenci gülümsemesini yüzünden hiç eksik etmemek kolay ol­masa da Sadie’nin gizli bir silahı vardı: Bütün öfkesini e-posta taslaklarına kusuyordu. Tabii ki bu e-postaları asla göndermeye­cekti –birinin kalbini kırmaktansa ölmeyi tercih ederdi– ama güç delisi İngilizce öğretmenine ya da grup ödevinde onun emeğini çalan beleşçi sınıf arkadaşına ağzına geleni saymak, içini boşalt­masını sağlıyordu.
En hararetli e-postalarını ise çocukluklarından beri kendini beğenmişliği ve rekabetçiliğiyle acayip sinirini bozan, okul kap­tanlığını paylaşmak zorunda kaldığı Julius Gong’a yazıyordu. “İlgiden besleniyorsun, kendine tapıyorsun ve inanılmaz ukalasın… Tarağının kırılmasını ve o saçlarını aslında öyle olmadığı hâlde yu­muşacıkmış gibi gösteren hangi pahalı ürünü kullanıyorsan onun bir daha eline geçmemesini tüm kalbimle diliyorum.”
Sadie’nin kafası rahattı çünkü kimse bu e-postaları okumaya­caktı… Derken yanlışlıkla hepsi gönderildi.
Sadie’nin özenle inşa ettiği çatışmasız hayatı bir gecede dar­maduman olmuştu. Artık herkes Sadie’nin onlar hakkında ger­çekte ne düşündüğünü biliyordu ve onlar da Sadie hakkında ne düşündüklerini hiç çekinmeden ona söylüyorlardı. Fakat tüm bu kargaşanın ortasında bir kişi, “gerçek” Sadie’yi sevmeye başla­mıştı: Nefret etmeye ant içtiği Julius.

Sadie okulun son senesinde, her şeyde iyi olup okulu en iyi şekilde bitirip üniversite hayalleri kurup, gitmek ister. Okuldaki rakibiyle ise sürekli bir rekabet halinde olan Sadie ne zaman onunla bir rekabet ortamına girse aklında puanlama sistemi tutar ve her zaman kendisinin birinci olması gerekiyordur.
Bir gün başına hiç gelemeyecek, gelmesi imkansız olana bir şey olur ve yıllardır kendisine yapılan haksızlıkları içine atmayıp, e-posta yazarak taslaklara kaydettiği bütün e-postaların hepsinin herkese gittiğini acı bir şekilde öğrenir.
Hikayemiz burada başlıyor. Ben daha sert bir karakter bekledim ama aslında Sadie içinde başkalarını kırmaktan korkan, kendisinden nefret edilmesinden hoşlanmayan birisiydi.
İşte bu yüzünden okumak daha zevkliydi.
Sadece bu kadar zeki olup, Julius’u fark edememesi garipti.
Ama işte kitap ve arada nefret olunca gerçekler görünmüyor.


Julius çok tatlıydı, Sadie kendisinden çokça nefret etmesine rağmen onun aslında Sadie’den hoşlanması(bu spoiler değil, kitabın en başından belli zaten) ve bunun her şekilde belli etmesi çok güzeldi. Zaten nefretten aşka kitaplarında genelde ilk aşık olan erkek karakter ve kızın gözü rekabetle o kadar kapanmış oluyor ki çevresinde olan bitenden bihaber.
Bence bu çok tatlı, o yüzden nefretten aşka kitaplarını seviyorum.
Son kısımlarda çiftimiz bir de konuşabilse var ya ne güzel olurdu. :D

Kitapta sadece Sadie’nin arkadaşı vardı, onunda bazı mevzuları vardı ve acaba kitabı var mı ya da çıkarmı merake diyorum açıkcası. Okuması güzel olurdu, belki Sadie ve Julius’ı da okuruz.
Kitap kısa olduğu için sadece Sadie’nin ailesi hakkında birkaç şey okuduk. Julius için çok fazla detay yoktu. Olmasını isterdim ama üstünkörü birkaç şey anlatmış olsalarda çok çabuk geçilmiş gibiydi.
Fazladan yirmi sayfa ekle ve bitir yani. Ne gerek var kısa tutmaya.

Yazarın kalemini sevdim, genç bir yazar olmasına rağmen güzel kalemi var ve konu seçimleride güzel. Diğer kitaplarını almak isterim ama hepsinin sonu böyle olcaksa kalsın. Bunu kesinlikle öğrenmem lazım. :)
İşte kitaba tam puan vermeme sebep olan o konuya geliyoruz.
Şimdi kitabın nefret aşkı olduğunu biliyoruz, çokta güzel işlenmiş nefret olayların falan. Hatta son kısma kadar çok beğendim ama arkadaşlar yazar çiftimize iki sayfa romantik kısımlar eklemiş ve kitap bitiyor. KİTAP BİTİYOR!!!
Nasıl yani dedim!!
Hatta son sayfalara yaklaşırken azda olsa bir şeyler olur dedim ama BU NE????
Gerçekten kitaplara saygım olmasaydı yerden yere vurmuştum.
Ben ve Julius bunu hak etmedik biliyor musunuz…
O yüzden çok sevdiğim kitaba bu puanı layık gördüm.


Bundan birkaç kitap önce yine bir gençlik kitabı okumuştum. Ben seviyorum bu tarz gençlik kitaplarını, dizilerini-filmlerini. Ama o kitap kötüydü. Konu olarakta, fazla detayla falan ama bu tam aksine gençlik olmasına rağmen güzeldi.
Bununda eksisi sonuydu işte.
Ama ben bunu çok takmam okurum derseniz öneririm.
Aslında öneriyorum ama nasıl bir kitapla karşılaşacağınızı bilin istedim. :)




Kitaba Puanım 5/3,5^^



Alıntılar^^

Bu iltifat boğazımdan tatlı bir şurup gibi akıp içimi ısıttı. Ama bu onay kırıntılarına nasıl yapıştığımı, insanlar tarafından  sevilmeyi ne kadar çok istediğimi ve insanları memnun etmek için ne kadar çabaladığımı fark etmek utanç vericiydi. Bazen nazikçe sorarlarsa bu insanlara kolumu bile verebileceğimi düşünüyordum.


*****


"Senin tüm varlığın başlı başına virgülsüz bir cümle gibi."


*****


“Çünkü,” dedi sessizce, yüzünde meraklı bir ifade vardı.
Onu daha önce hiç bu kadar ciddi, bu kadar içten görmemiştim.
“Sen dikkatimi vermeye değer tek kişisin.”
Göğsüm bir kez daha acıyla sızladı ama bu sefer farklıydı. Dışı sıcak, içi kor gibiydi. Gözlerimi kapadım ve yutkundum, konuşamıyordum. Tekrar söylesin istedim. Hiç söylememiş olmasını istedim.


*****


Gözleri, içinde sonsuza dek yürüseniz bile sonuna ulaşamayacağınız dipsiz bir karanlıktı.


*****


“O benim gökyüzümdeki güneşim, tüm mutluluklarımın kaynağı. Sadie, her sabah okula gelmek için heyecanla uyanmamın sebebi. Varlığına, burada oluşuna, koridorlarda karşılaşıp onunla konuşabilmeme ve kahkahasını duyabilmeme şükretmediğim tek bir gün yok.”


*****


“Buraya ekmek almaya mı geldin yoksa müstakbel eşini seçmeye mi? Bu kadar uzun süren ne?”
Gülümsemesi hem sert hem alaycıydı. “İkincisi.”


*****


Hayır. Kesinlikle olmaz. Bir kez daha Julius’ı öpersem ölürdüm,
 onun başkasını öptüğünü görürsem de öyle. 





Not: Daha fazla alıntı vardı ama spoiler olur diye kendime saklıyorum ama yazarın bu tarz şeyler yazdığını bir kez daha anladıktan sonra ufacık romantik sahnelerini bizden hor görmesini kaldıramıyorummm :(




Yeni yorumlarımda görüşmek üzere, sevgiyle kalın^^