20 Ocak 2018 Cumartesi

Üst Kattaki Deli Kadın//Catherine Lowell Kitap Yorumu^^

Herkese merhaba
Kitap yorumları gelmeye devam ediyor ama biraz geç. Bu kitabı bitireli hafta oldu, hatta bundan sonra ki kitabımda bitti ve yorum yeni geliyor. Artık bahane falan sunmayacağım. Yakın zamanda, inşAllah bu durum düzelir diye daha çok çaba sarf edeceğim. Gelelim kitaba. Kitabı U Kitap'dan ikinci el olarak satın aldık, Arkadya Yayınları çıkardığı zaman konusu ve yorumuyla insanı merakta bırakan, yeni bir macera olarak gördüm ve en sonunda temin edip okudum. Kitap genel anlamda Bronte kardeşleri konu alıyor. Güzel konusu ve anlatımı vardı. Beğendim ama bir kaç olumsuz yorumda yazacağım. :)

Babasını trajik bir şekilde kaybeden, ünlü Brontë Kardeşlerin yaşayan son akrabası Samantha Whipple da işte böyle bir hikâyenin peşindeydi.  Edebiyat tarihindeki en ünlü kadınlardan üçüyle akraba olduğundan herkes, Samantha’ya gizli ve muazzam bir miras kaldığına inanıyordu. Fakat Samantha, tüm hayatını kitaplara ve edebiyata adayan tatlı kaçık babasının, büyük bir hazine falan saklamadığından emindi. Onun tek istediği, babasının hatıralarını sonsuza dek yaşatacak olan bir hikâye yazabilmekti.
Babasının son isteğini yerine getirmek üzere Oxford Üniversitesi’ne gittiğindeyse her şey bir anda değişti. Babasına ait kayıp kitaplar ve el yazısıyla yazılmış notlar, gizemli bir şekilde kapısında belirmeye başlamıştı. Samantha artık, yakışıklı olduğu kadar kibirli profesörü Orville’in de yardımıyla aile sırlarıyla dolu bu edebi bulmacayı çözmek zorundaydı.


Konu ne bir eksik, ne bir fazla. Aynı kitapta geçen şeyler. Bronte kardeşlerin soyundan gelen Samantha babasının acayip yaşantısı ve trajedik ölümünden sonra hayatına devam etmeye çalışıp, Oxford'da okumaya başlar. Okulda, yatılı alana dahil olan ve terk edilmiş gibi duran kulede kalan Sam'e babasıyla yandığına inandığı Bronte kardeşlerin kitapları gelir. Bu kitaplardan sonra babasının da ona özel bir miras bıraktığını bildiğinden her şeyi araştırmaya başlar. 
Bu kısımda genç, çok sert ve yakışıklı profesörü de dahil olunca işler, her anlamda birbirine girer.
İlk olarak Sam gibi bir karakter beklemiyordum, gerçi şimdi düşününce kitaptan ne gibi bir beklentim vardı onuda kestiremiyorum ama bu kadar ilginç, sanki tarihi zamanda yazılmış günümüz eseri olacağını da cidden beklemiyordum. Sıralama yaparsak, babasının bu kadar geri kafalı oluşu, okulun bu kadar sıkı olması, koskoca okulda Sam'e saçma bir kule verilmesi ve bunu sorgulamaması biraz absürt geldi bana. Yine de buna rağmen Sam karakterinin azmini(azıcık saçmalasa da) takdir ettim.
Diğer karakterlerden babayı pek sevemedim, bir baba değilde öğrenci yetiştirir gibi yaklaşmış kızına. Peki sonu ne oldu? Sonrasında Rebecca var, o ayrı olaydı ama Sam bu konuda iyiydi. Ve son olarak Profesör. Yazar öğrenci-öğretmen ilişkisini farklı bir boyutta anlatmış. Yani öyle ki bazı kesimler var -ki içim fesat değil :P- bu ne böyle efendimli falan kelimeler. Doğrusu beni başka düşüncelere sevk etti ne yalan. :D Efendim yerine profesör diyebilirdi. Yazar burada neyi amaçlamış çok merak ettim. Uzun lafın kısası Öğrenci-öğretmen ilişkisini ne manada yazıldığını anlamadığım bir kitap oldu.



Geri kalan olaylarda Sam'in(Sam diyorum, çok samimiyiz çünkü :P) Bronte kardeşlerin kitapları için olan saplantılı nefreti amaçsızdı. Neden derseniz ortada hiçbir sebep yokken -ki acaba ben mi kaçırdım bilmiyorum- bu kadar nefret etmesi beni sinir etti, okudukça ayy yeter içim baydı dedim. Kitap hakkında olumsuz yorumlarım bu kadardı, geri kalan kısımlarda Bronte kardeşlere yapılan göndermeler, beni şaşırtan gerçekler vs. bunlar inanılmaz güzeldi. Gerçekten böyle şeyler olmuş mu dedim ve Uğultulu Tepeler için söylenenler sadece yazarın kendi kafasında planladığı bir şey mi gerçekten merak ettim. Okuyan arkadaşlar bile merak etmiştir bence. Bu konu hakkında hem araştırıp hem de bir kaç kişiye sormam gerekiyor. :)



Yazarın kalemini sevdim ama kendini biraz daha geliştirmeli diye düşünüyorum. Konu bakımından ne demek istediğini böyle sır gibi saklaması pek okunulası değildi ne yalan. "Acaba şurada ne demek istedi ki?" dediğim yerler oldu. Bunları sonradan daha sade bir dille açıklasaymış muazzam bir kitap olurmuş. ^^
Bronte kardeşlerin kitaplarını seven herkese ama herkese tavsiye ediyorum. Bu kitapta sonra Uğultulu Tepeleri merak ettim ama en çok Anna Bronte'nin kitabını merak ettim. Acaba Türkçe'ye çevrilmiş mi? :/ Geri kalan arkadaşlara tek tavsiyem okuyun ama Bronte kardeşlerin bütün kitaplarını okuduktan sonra, en çokta Jane Eyre'yi. Ben okudum diye çok mutlu oldum valla. :D



Kitaba puanım 5/4^^



Alıntılar^^



İnsanoğlu, heyecana ve karmaşaya muhtaçtır; eğer bulamazsa onu kendi elleriyle yaratır.



*****


"Bütün bu kitaplar sizin mi?"
"Tabii ki hepsi benim." Çocuklarıyla övünen bir baba gibi çenesi yukarı kalktı.


*****


İyi bir kitap onu okuyan kişide asla silemeyeceği bir iz bırakır.


*****


Dikkatli okusanız kitap size, bazen içindeki karakterler, bazen de kendi yazarı hakkında türlü sırlar açıklayabilirdi.





Bir kitap yorumunun daha sonuna geldik, başka yazılarda görüşmek dileğiyle.^^


 Buralarda da varım^^





2 yorum:

  1. bir Uğultulu Tepeler aşığı olarak konusu beni acayip cezbetti, hiç görmemiştim bu kitabı daha önce, mutlaka okuyacağım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman kesinlikle ama kesinlikle okumanızı öneririm. ;) Okursanız şimdiden keyifli okumalar^^

      Sil

Elinizi korkak alıştırmayın :D