13 Ekim 2015 Salı

Sana Söyleyemediğim Her Şey// Celeste NG Kitap Yorumu^^


Herkese Merhaba^^
Bu sefer konusunu az çok tahmin edeceğimiz ama bambaşka bir konuyla karşılaşacağınız sıra dışı bir kitap. Konusun da Lydia öldü diye başlıyor. Zaten başta derin yaraların olduğu belli ama bu ölüm herkesi ve her şeyi değiştiriyor.





Lydia öldü. Ama henüz kimse bilmiyor... Böyle başlıyor bu hikâye. Lydia'nın kahvaltıya inmediği o mayıs sabahında. Lee ailesi; pişmanlıkları ve kırgınlıkları, ihanetleri ve güvensizlikleri, söyledikleri ve söylemedikleriyle mutfak masasında beklerken. Sonrası, adına mutluluk dediğimiz denge oyunu ve bizi bir arada tutan sırlar üzerine başka bir hikâye...






Kapağı ilk gördüğüm de bir çiften bahsediyor sanmıştım ama devam eden kitapta aslında başka bir şey olduğunu ve kapağın da cuk diye oturduğunu anlıyorsunuz. Kitabı sevdim, kitaba yapılan övgüleri hak ediyor ama bazı okuyucular bu kadar övülmesini fazla bulabilir hak veriyorum. Bu tarz konuları sevmeyenler, okumayanlar fazla anlayamaz yani. Her satırında hüzün, keşkeler, hatıralar bir bir ortaya dökülüyor. Her bir satır da vaaay beee diyorsunuz. Dışarıdan normal gözüken bir ailenin bu kadar sırlara gömülmüş bir hayata sahip olması insanı şok ediyor.



Bu kitapta ayrıca Amerika gerçeklerini öğreniyoruz. Lydie'nin babası Çinli ve göçmen olarak Amerika'ya yerleşirler. Tabii onların da hayatı zorluklardan geçmiş. 1970'li yıllar da geçen bu hikâye de Amerika'lıların Çinlilere yaptığı ayrımcılık, yobazlık her anlamda ortaya konmuş. Yazarın da Çinli olduğunu bilerek den neden bu konuya değindiğini anlayabiliyoruz. Doğrusu çok çok geçmiş tarihte olan bir olay olsaydı hiç şaşırmazdım ama 1970'li yıllar ne ki daha dün gibi ve ayrımcılığın en kötüsü bu yıllar da yapılmış. Gerçi bu biraz ailede bitiyor ama işte çok can yakan bir olay.



Karakterlerin hepsin de sır var, hepsinin bakış açısından bakıyoruz olaylara. Buna Lydie'nın geçmişi de dahil. Lydie'ya çok üzüldüm, neden böyle bir şey yaptığı, hayatının gidişatı, sürekli baskı altında hissetmesi çok olumsuz yönlere gitmesine sebep oluyor. Bunların neden olduğunu okuyunca anlayacaksınız. Lydie'dan sonra en çok üzüldüğüm bir diğer karakter ise Hannah oldu. Evin en küçüğü ve neler olup bittiğini hep gözlemleyip, kendince yorumluyor ama ne yorumlama, hayran kaldım. 

Başta sonundan şok olacaksınız gibi olabilirsiniz ama pek heveslenmeyin :D Yani dram ve az polisiye ama sonunu tahmin edemiyorsunuz ;) Kitap güzel, akıcı bazı yerler de kafanız karışabilir ama insanın içine işleyen, her bir karaktere üzüldüğünüz, şaşırdığınız, bir yerden sonra kendinizi onun yerine koyduğunuz bir kitap olmuş. Tavsiye ederim, bu tarz sevenler benim gibi seveceğini düşünüyorum ;)


Kitaba Puanım 5/4


Alıntılar^^

Şilteler, fotoğraflar, boşalan raflar...Nereye gidecekti? Öldükleri zaman insanların, her şeyin gittiği yere. Hayatından dışarı ve uzağa...

******

Yuvadayken moraran bir yerinin acısını nasıl dindireceğini öğrenmişti: Başparmağınla sürekli üzerine bastırman gerekir. İlk başta canın öyle acıyordu ki gözlerin sulanıyordu. İkinci sefer biraz daha az acıyordu. Onuncu sefer de artık acıyı hissetmiyordun bile. O yüzden James de notu üst üste defalarca okudu.


Kitabımıza yorumum bu kadar, başka yorumlar da görüşmek üzere^^

Buralarda da varım^^
Facebook
Twitter
Instagram



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Elinizi korkak alıştırmayın :D